’Tek kişilik Türk Dil Kurumu gibi çalışıyorum’

27/7/2006 · Kategori: Arastirma

Hazırladığı sözlükler yıllardır her okur-yazarın el kitabına dönüşen Ali Püsküllüoğlu’nun yeni sözlüğü ’Ereğli Yokken Armudun Adı Neydi? / Çalımlı Sözler Kitabı’, kimi halk deyişlerini bir araya getiriyor. Püsküllüoğlu, ’Zamansız’ isimli dosyasıyla da 2005 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü aldı.




ALİ PÜSKÜLLÜOĞLU, yıllardır hazırladığı sözlüklerle kitaplıkların baş köşesindeki yerini koruyor. İlköğretim öğrencilerinden edebiyatçılara, okur yazar herkesin elinin altında olan bu sözlükler, çeşit çeşit. Doğan Kitap’tan arka arkaya yeni baskılarını yapan ’Türkçe Sözlük’ başta olmak üzere, ’Anadolu Söylenceleri’, ’Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’, ’Çocuk Adları Sözlüğü’, ’Öz Türkçe Sözlük’, ’Türkçedeki Yabancı Sözcükler Sözlüğü’, ’Türkçenin Argo Sözlüğü’, Püsküllüoğlu’nun çalışmalarından birkaçı. Yakın zamanda ’Zamansız’ isimli dosyasıyla 2005 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü de alan Ali Püsküllüoğlu’nun Can Yayınları tarafından yayımlanan yeni sözlüğü ’Ereğli Yokken Armudun Adı Neydi? / Çalımlı Sözler Kitabı’, kimi halk sözlerini bir araya getiren bir çalışma. Ali Püsküllüoğlu ile hem söyleştik hem de küçük bir oyun oynadık; Püsküllüoğlu bizim için, ’Ereğli Yokken Armudun Adı Neydi?’de de yer alan sözlerin birkaçından oluşan ve kendi içinde anlamsal bir bütünlüğü olan küçük bir metin yazdı. Ortaya son derece eğlenceli bir şey çıktı:

Amcam, kendini güçlü görür, karşı gelene, ’abası yok, poyraza karşı gider’ diye kızardı. Vaktinde alamadığı yardım için, ’bayram geçtikten sonra getirdiğin kınayı götüne yak’ diye bağırdığı olurdu. Kimi zaman da alay eder, ’abdal olup da kırmızı kayışlı davul mu çalacaksın?’ derdi. Ara sıra filozoflaşır, ’deh demiş dünyayı çüş diye sen mi durduracaksın evladım?’ der, gülümserdi. ’Ellenmiş dillenmiş’lerle ev kurulmaz buyursa da sokakta gördüğü hatunlara ’hepsi senin mi?’ demekten geri kalmazdı. Amcam ’karda gezer izini belli etmez’lerdendi. Ufak tefek, kara kuruydu, cılızlığına gülenlere, ’kasaba et borcu olmadığını’ söylerdi. Öyle biriydi işte. Göçtü gitti.

    Bir insanın aklına sözlük hazırlamak nereden gelir?

Durup dururken gelmez doğallıkla. Yani benim aklıma öyle gelmedi. Türk Dil Kurumu’ndaki ilk yıllarımda, bir eksiklik gördüm. Ozanlarımızın, yazarlarımızın türettikleri yeni söz değerlerinin çoğu, sözlüklere girmemişti. O zamanki Türk Dil Kurumu sözlüğüne bile. Ben de, yazarlarımızı, ozanlarımızı tarayarak, onlardan seçtiğim tanık tümcelerle, oturup ’Öz Türkçe Sözlük’ü hazırladım. Çok özel sayılabilecek bir sözlük olmasına karşın çok ilgi gördü. Sonra, yine çok özel bir sözlük olan ’Yaşar Kemal Sözlüğü’nü ortaya koydum. Böylece sürüp gitti ve gidiyor işte.

    Hazırladığınız ’Türkçe Sözlük’, yıllardır en çok faydalandığımız sözlük. Bir sözlük nasıl hazırlanır?

Sözlük hazırlamak kolay bir iş değildir. Ben hevesli biriyim, şu var ki, Türkçeye de vurgunum. Yoksa bu iş ömür törpüsüdür, çekilir dert değildir. Neredeyse kırk yıldır uğraşıyorum. Zaman zaman bıktığım oluyor, ama Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’na el konulmuş olması, beni bu yolda çalışmaya zorluyor. Tek kişilik bir eski Türk Dil Kurumu gibi çalışıyorum. Türkçe yolunda. Bir sözlük nasıl hazırlanıra gelince... Bunun elbette bir yöntemi olduğunu bilmek gerekir. Öncelikle de, başvuru kaynakları. Sizin birikiminiz, dil bilginiz, dil duygunuz ve duyarlığınız. Yazık ki, üniversitelerimizde sözlükçülüğü bir bilim olarak öğreten bir bilgi dalı yok. Sözlükçüler de, benim gibi, bu işi el yordamıyla yapıyor.

    Sözlük hazırlamanın aslında hiç bitmeyecek bir uğraş olduğunu düşündüğünüz oldu mu?

Düşünmez olur muyum, düşündüm ve düşünüyorum. Üstelik de bunun böyle olduğunu görüyorum. ’Sözlük un çuvalı gibidir, vurdukça tozar’ derler.

    Sizin aynı zamanda ilköğretim öğrencileri için hazırladığınız sözlükler de var. Televizyon / bilgisayar çağında ilköğretim öğrencileri için hazırlanan bir sözlüğe hangi kelimelerin alınıp alınmayacağına karar vermek zor olmuyor mu?

Haklısınız, çok zor oluyor. Yaşamın her alanıyla ilgili sözcükler, her gün hepimize ulaşıyor. Türkçeye her gün giren, girmekte olan yabancı sözcükleri bir yana koyalım, ilköğretim okulu öğrencilerinin duyduğu, bilmesi gereken Türkçe sözcükleri, bilmiyorsa sözlüğe başvurarak öğrenmesi istenir. Ama sözlükçü, belli bir sözcük kadrosuyla bağlıdır. Sözlüğe aldığı sözcüklerin de bütün anlamlarını değil, öğrencileri için yeterli olan anlamlarını verir. Böyle olunca, ilköğretim için ölçünlü (standart) bir sözlük hazırlamak söz konusu olamıyor. Ortalıkta dolaşan, ilköğretim öğrencilerine yönelik sözlüklerin pek çoğu, doğrusu ya, gerekli niteliği taşımamaktadır. Hepsini bildiğim için, benimkilerin daha sağlıklı olduğunu söyleyebilirim.

    Binlerce kelimenin anlamsal karşılığını bilmek, nasıl hissettiriyor?

Kimse binlerce sözcüğün anlamsal karşılığını tam olarak bilemez. Sözlükçü bile. Ben bildiğim sözcükler için de çoğu kez sözlüğe bakarım. Ama yazık ki, kimsede bu alışkanlığı göremiyoruz. Herkes kendini, Türkçeyi biliyor varsayıyor. ’Yönetmelik’ yerine ’yönetmenlik’ diyen, böylece her iki sözcüğü de bilmediği anlaşılan bakanlarımız var, bu da beni umutsuzluğa sürüklüyor.

    Dil ile yoğun bir ilişki içinde olunca sizi şaşırtan, bilmediğiniz bir kelime ya da ifade şekliyle karşılaştığınız oluyor mu hiç?

Olmaz mı, oluyor doğallıkla. Yani sözcük olarak. Onları araştırıyorum, çok zamanımı alıyor bu. Yine de bir sonuca ulaşamadığım zamanlar vardır. Örneğin bitişik olarak ’aksade’ ya da ayrı olarak ’ak sade’. Çocukluğumdan beri bir türküde duyarım, ’aksadeler giymiş boylu boyunca’ diye... Her duyuşumda bilmek isterim, nasıl bir şey bu ’aksade’ ya da ’ak sade’? Bir kumaş türü mü, bir giysi biçimi mi? Ama başvurduğum hiçbir sözlükte bulamam. Anlamı varmış ve açıkmış gibi görünen ama yine de tanımı yapılamayan sözcükler vardır, özellikle ozanlarımızın yarattığı ve kullandığı sözcükler... Örneğin ’oynaz’, ’olmaca’, ’şakkadanak’, ’kırlangıçyazı’, ’çanduyarı’ gibi sözcükler ya da bileşik sözcükler. Bunları şiir adları olarak saptamışım. Yine örneğin ’aşkkabağı’ (böyle bir kabak türü yoktur), ’ağugülü’ (böyle bir gül yoktur), ’koşardamar’ (böyle bir damar yoktur), ’ölümdili’ (böyle bir dil yoktur), ’sancı böceği’ (böyle bir böcek yoktur), ’can otu’ (böyle bir ot yoktur), ’ölmezotu’ (böyle bir ot yoktur; Yaşar Kemal’in bir romanının adı) gibi bileşikler ya da tamlamalar? Ozanlar, dil içinde dil yaratıcıları olarak, bunları yaratıyorlar, kullanıyorlar ve belki de bir kez kullanıp atıyorlar.

    Şiir kitabınız ’Zamansız’ ile 2005 Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne değer bulundunuz ve kitap, Özgür Yayınları tarafından yeni yayımlandı. Çok kelime biliyor olmanın şiire etkisi nedir?

Ozanın çok sözcük bilmesi doğaldır, ayrıca ozan onları, yeni anlamlar oluşturacak biçimde de kullanır. ’Şiir sözcüklerle yazılır’ derler ama bu, şiirin yalnız sözcüklerle yazıldığı anlamına gelmez. Ozanın sözcükleri nasıl kullandığı önemlidir.

    Şiirlerinizle ödül aldığınız halde insanlar sizi daha çok hazırladığınız sözlüklerle tanıyor sanırım. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Yarım yüzyılı aşan bir şiir serüvenim, on iki şiir kitabım, yayımladığım şiir dergisi, aldığım üç şiir ödülü... Yazar sözlükleri de bana ozan olarak yer veriyor. Ama söylediğiniz de yabana atılmaz, son yıllarda sözlükçü olarak görüyorlar beni. Ama ben kendimi ozan sayıyorum, bunu da son şiirlerime verilen saygın bir ödülle kanıtladım.

    Kendi sözlüğünüzde arayıp da bulamadığınız bir kelime oldu mu hiç? Ya da sözlükteki karşılığından memnun kalmadığınız bir kelime?

Benim sözlüğüm, Doğan Kitap’ta beşinci kez basılmış olan ’Türkçe Sözlük’, doksan bin madde başı ve iç maddeyle, Türkiye Türkçesi’nin şu anda bulunan en büyük sözlüğü. Şimdiki TDK’nin yeni yayımlanan sözlüğünde bile ancak yetmiş yedi bin madde başı ve iç madde varmış, kendileri ’sunuş’larında söylüyor. Ben sözlüklerimi sürekli olarak işlerim. Bulunmayanları eklerim, anlam genişlemelerini belirtirim, beğenmediğim tanımları yeniden ele alırım. Bu demektir ki, sözlüklerimde bulamadığım sözcükler, sözler her zaman olur.

    ’Ereğli yokken armudun adı neydi?’ ne demek?

Söylersem kitabımın büyüsü bozulmaz mı? Okur, bunun hoş bir halk sözü olduğunu bilsin, yeter.

    Kitapta yer alan ifadeler için tam olarak ne demeli; deyim veya atasözü değiller çünkü.

Ben onlara ’halk sözleri’ diyorum. Hem de çalımlı, hoş, şakacı. Halkımızın buluşları onlar. Bunlara bir tür duvar yazıları desek de olur...

    Siz biraz da arkeolog gibi çalışıyorsunuz; yaptığınız en değerli keşif / keşifler hangileriydi?

Buluş sayılması gereken iki çalışmam var. Sözlük alanında hiçbir şey yapmamış bile olsam, ’Öz Türkçe Sözlük’ ile ’Yaşar Kemal Sözlüğü’nü ortaya koymam yeter de artar bile. Çünkü birincisiyle pek çok yeni sözcük ilk kez sözlüğe girdi; öteki ise, yapılan ilk yazar sözlüğü ve hâlâ başkasını yapan çıkmadı.

    Neden ’Ereğli Yokken Armudun Adı Neydi?’de yer alan ifadelerin karşılığını yazmadınız da yorumlar yapmayı tercih ettiniz?

Sözcüklerle uğraşırken biraz sıkıldığım bir zamanda, kendime izin verdim. Yani ’bunları bir başka gözle ele alsam nasıl olur?’ diye düşündüm. Bir yandan öteki sözlüklerime eğildim, bir yandan da bu sözleri saptayıp işledim. İşlerken de ayrı bir tat aldım.

    S.A.
    FOTOĞRAF: YAVUZ ÖZDEN

 

[Milliyet Ana Sayfa] -[Kitap Ana Sayfa] -[Kitap Arşiv]

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

1 yorum yazılmıştır

Yazan:engin_5585@hotmail.com | Tarih: 2006-09-07 19:18:03
Konu: bravo

tek kişi bu kadar yeter fazlasına gerek yok tebrikler

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »