<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>AlsahBlog</title>
        <description>Kültür,  Sanat, Edebiyat, Eğitim</description>
        <link>http://gulcanca.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 17:31:19 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>KARANFİL TAK RESMİME</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/karanfil-tak-resmime_43958551.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/karanfil-tak-resmime_43958551.html</guid> 
            <description>KARANFİL TAK RESMİME&amp;nbsp;bug&amp;uuml;n cumartesi annebir karanfil tak resmime aldırma soğuğuna toprağın aynı yere gel yine&amp;nbsp;gelirken hayat getiruzak dur tedirginliklerden dağıt ellerinle bulutları kuşlara kanat g...</description>
            <pubDate>Sun, 17 May 2009 00:47:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Arsşiv: 2006 AlsahBlog/GündenGüne</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/arssiv-2006-alsahblog-gundengune_36240021.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/arssiv-2006-alsahblog-gundengune_36240021.html</guid> 
            <description>AlsahBlog/G&amp;uuml;ndenG&amp;uuml;ne&amp;bull; Arşiv18/10/2006: Nezihe Meri&amp;ccedil;'ten '&amp;Ccedil;isenti' &amp;ouml;yk&amp;uuml;leri18/10/2006: Ayfer Tun&amp;ccedil; ile 'Evvelotel' &amp;uuml;zerine18/10/2006: SUSUZ YAZ 2 / UZUN &amp;Ouml;YK&amp;Uuml; / NECATİ CUMALI18/10/2006: SUSUZ YAZ 1 / UZUN &amp;Ouml;YK&amp;Uuml;18/10/2006: Remzi Karabulut'la &quot;Kadınlar G&amp;uuml;lmemeli&quot;yi konuştuk18/10/2006: Cezmi Ers&amp;ouml;z ile 'Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı' &amp;uuml;zerine18/10/2006: Bir &amp;ouml;yk&amp;uuml;c&amp;uuml; olarak Ş&amp;uuml;kran Kurdakul / M. Sadık Aslankara18/10/2006: Anıların izinde Ş&amp;uuml;kran Kurdakul / Mustafa Şerif Onaran18/10/2006: Orhan kemal'den &amp;uuml;&amp;ccedil; &amp;ouml;yk&amp;uuml; - &amp;uuml;&amp;ccedil; kadın - &amp;uuml;&amp;ccedil; yaşam / aysu erden...</description>
            <pubDate>Sun, 15 Feb 2009 19:03:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kutlu Olsun!.. Ümit Zileli   - Düz Çizgi</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/kutlu-olsun-umit-zileli-duz-cizgi_27586991.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/kutlu-olsun-umit-zileli-duz-cizgi_27586991.html</guid> 
            <description>&amp;Uuml;mit Zileli&amp;nbsp;&amp;nbsp; - D&amp;uuml;z &amp;Ccedil;izgiKutlu Olsun!..Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz&amp;hellip;- AKP, yerel y&amp;ouml;netimlere bir genelge yayımlayarak, kriz ortamını gerek&amp;ccedil;e g&amp;ouml;stererek resmi kutlamaların dışında ekstra eğlence, ekstra harcama yapılmamasını istedi. T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;eye &amp;ccedil;evirecek olursak; Cumhuriyet Balosu, fener alayı gibi masrafa yol a&amp;ccedil;an etkinliklerden uzak durmalarını &amp;ouml;ğ&amp;uuml;tledi!.. - Ankara Belediyesi, başkenti afişlerle donatarak 29 Ekim g&amp;uuml;n&amp;uuml; Melih G&amp;ouml;k&amp;ccedil;ek&amp;rsquo;in Başbakan&amp;rsquo;la birlikte 13 adet kavşak a&amp;ccedil;acağını duyurdu. Doğal olarak Cumhuriyet Bayramı da birlikte kutlanacaktı&amp;hellip; B&amp;ouml;ylece 29 Ekim 2008, tarihe &amp;ldquo;Kavşak Bayramı&amp;rdquo; olarak kazındı&amp;hellip;- Ankara&amp;rsquo;da fener alayı d&amp;uuml;zenlenmesine ise izin verilmedi. Gerek&amp;ccedil;e neydi peki? Trafik d&amp;uuml;zeninin bozulması!.. - Eskişehir&amp;rsquo;de de fener alayına izin &amp;ccedil;ıkmadı. Buradaki gerek&amp;ccedil;e değişikti. G&amp;uuml;venlik!.. Daha bir hafta &amp;ouml;nce Eskişehir-Galatasaray ma&amp;ccedil;ının en ufak taşkınlık olmadan oynanmasını sağlayan polis, Cumhuriyet Bayramı i&amp;ccedil;in d&amp;uuml;zenlenecek fener alayının g&amp;uuml;venliğini sağlayamıyordu&amp;hellip;Kutlu olsun!..***Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz&amp;hellip;- AKP iktidarı, Cumhuriyet Bayramı&amp;rsquo;na birka&amp;ccedil; g&amp;uuml;n kala, kızlarda evlenme yaşını 14&amp;r...</description>
            <pubDate>Fri, 31 Oct 2008 14:33:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>&amp;#8216;Mustafa&amp;#8217;nın tartışılacak yönleri... Fikret Bila Yön</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/mustafa-nin-tartisilacak-yonleri-fikret-bila-yon_27517581.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/mustafa-nin-tartisilacak-yonleri-fikret-bila-yon_27517581.html</guid> 
            <description>Fikret BilaY&amp;ouml;nfbila@milliyet.com.tr&amp;lsquo;Mustafa&amp;rsquo;nın tartışılacak y&amp;ouml;nleri30 Ekim Perşembe 2008Arkadaşına g&amp;ouml;nder Sitene ekle Sayfayı yazdır&amp;nbsp;Can D&amp;uuml;ndar&amp;rsquo;ın merakla beklediğim &amp;ldquo;Mustafa&amp;rdquo; filmini, Ankara galasında izledim. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k zaman ve emek sarf edilerek hazırlandığı belli olan &amp;ldquo;Mustafa&amp;rdquo; değişik bir Atat&amp;uuml;rk portresi yansıtıyor. Can D&amp;uuml;ndar ve arkadaşları, Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml; insani y&amp;ouml;nleriyle anlatmak istemişler.Can D&amp;uuml;ndar ve arkadaşlarının g&amp;uuml;n ışığına &amp;ccedil;ıkardıkları yeni g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml; ve belgeler, &amp;ouml;zellikle Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n g&amp;uuml;nl&amp;uuml;kleri, takdir edilmesi gereken gazetecilik başarısı. Can D&amp;uuml;ndar&amp;rsquo;ı ve ekibinin bu başarısını kutlamak gerekiyor. Can&amp;rsquo;ın Milliyet&amp;rsquo;te başlayan dizisi bittiğinde, Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml; kendi kaleminden de tanımış olacağız....</description>
            <pubDate>Thu, 30 Oct 2008 14:22:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bavul Evliliği</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/bavul-evliligi_26069341.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/bavul-evliligi_26069341.html</guid> 
            <description>Bavul Evliliği&amp;nbsp;Nevra Bucak&amp;nbsp;Artık hazırdım.Bavulumu yaptım. İ&amp;ccedil;ine bir mevsimlik giysi koydum. Birlikteliğimiz s&amp;uuml;rerse, ikinci bir bavul daha yapabilirdim. Bunlar şimdilik bana yeterdi.Onunla tanıştıktan bir s&amp;uuml;re sonra, &quot;Ben platonik aşktan anlamam, bana karşı ger&amp;ccedil;ekten farklı bir ilgi duyuyorsan, gelir, benimle yaşarsın!&quot; demişti.&quot;Bana bavul evliliği mi teklif ediyorsun?&quot;İrkilmişti. &quot;O ne demek?&quot;&quot;Sevgilinin evine, ge&amp;ccedil;ici, belirsiz bir s&amp;uuml;reliğine tek bavulla taşınmak demek. Yerleşmek değil.&quot;O zaman g&amp;uuml;lm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. &quot;Peki, &amp;ouml;yle olsun.&quot;Yanıtım ona cazip gelmişti; pek &amp;ccedil;ok erkekde olduğu gibi o da &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne d&amp;uuml;şk&amp;uuml;nd&amp;uuml;.Evin &amp;ouml;n&amp;uuml;nde bekliyordu. Arabasının i&amp;ccedil;inde.Bavulumu kapadım.Evime son kez baktım. Buraya yeniden ne zaman geri d&amp;ouml;neceğimi bilmiyordum. Belki, birka&amp;ccedil; g&amp;uuml;n i&amp;ccedil;inde bile geri gelebilirdim; şimdilik her şey belirsizdi.Evden &amp;ccedil;ıktım. Kapımı &amp;uuml;&amp;ccedil; kez &amp;uuml;st &amp;uuml;ste kilitledim.Kuşkular, &amp;ccedil;elişkiler i&amp;ccedil;indeydim...Yoksa, onu mu buraya &amp;ccedil;ağırmalıydım? Uzağa da gitmiyordum. Yaşadığı yer, &amp;uuml;&amp;ccedil; beş durak &amp;ouml;tedeydi. Sonra, onun &amp;ccedil;ok varsıl bir kitaplığı vardı; istediğim her kitabı alıp okuyabilirdim.Asans&amp;ouml;re bindiğimde mutlu olduğumu duyumsadım... Gece belki dışarda yerdik, ya da evde bana spagetti yapardı. &amp;Ccedil;ok lezzetli...</description>
            <pubDate>Sat, 11 Oct 2008 19:00:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İslamın &amp;#8216;Abese&amp;#8217;si... Ataol Behramoğlu   - Cumartesi Yazıları</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/islamin-abese-si-ataol-behramoglu-cumartesi-yazilari_25152991.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/islamin-abese-si-ataol-behramoglu-cumartesi-yazilari_25152991.html</guid> 
            <description>Ataol Behramoğlu&amp;nbsp;&amp;nbsp; - Cumartesi Yazılarıİslamın &amp;lsquo;Abese&amp;rsquo;si... Bizim gazetenin okurları arasında Rusların b&amp;uuml;y&amp;uuml;k şairi Puşkin&amp;rsquo;den bir şeyler okumamış, hi&amp;ccedil; değilse adını duymamış olan yoktur. En tanınmış şiirlerinden biri de &amp;ldquo;Kuran&amp;rsquo;a &amp;Ouml;yk&amp;uuml;nmeler&amp;rdquo; dizisidir. 1824 tarihinde (demek ki şair 25 yaşındayken) yazılmış toplam sekiz şiirlik dizi, Kuran sure ve ayetlerinden, &amp;ouml;zellikle dilinden esinlenmiştir. Bunun b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir başarıyla yapılmış olduğundan kuşku yok. Dostoyevski &amp;ldquo;Puşkin &amp;Uuml;zerinde S&amp;ouml;ylev&amp;rdquo;inde, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k şairin başka halkların k&amp;uuml;lt&amp;uuml;rlerini &amp;ouml;z&amp;uuml;mseyip yansıtmadaki başarısının altını haklı olarak &amp;ccedil;izer. Onun bu &amp;ouml;zelliğini Rus halkının bir erdemi olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;r. Bu anlamda da Puşkin&amp;rsquo;i, Rus halkının ger&amp;ccedil;ek ve b&amp;uuml;y&amp;uuml;k şairi olarak selamlar. Puşkin&amp;rsquo;den şiir &amp;ccedil;evirilerimi hen&amp;uuml;z okumamış olanlar, istiyorlarsa, &amp;ldquo;Kuran&amp;rsquo;a &amp;Ouml;yk&amp;uuml;nmeler&amp;rdquo; de i&amp;ccedil;lerinde olmak &amp;uuml;zere, &amp;ldquo;Seviyordum Sizi&amp;rdquo; adlı se&amp;ccedil;kide bu şiirleri bulabilirler. Konu buradan a&amp;ccedil;ılmışken &amp;ldquo;Kuran&amp;rsquo;a &amp;Ouml;yk&amp;uuml;nmeler&amp;rdquo; başlığı altında toplanan şiirleri T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;eleştirdiğimde...</description>
            <pubDate>Sun, 28 Sep 2008 20:46:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Asıl sorun: İki başlı eğitim </title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/asil-sorun-iki-basli-egitim_17595211.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/asil-sorun-iki-basli-egitim_17595211.html</guid> 
            <description>Asıl sorun: İki başlı eğitim 
İki ayrı kuşak yetiştiren iki sistemin yan yana yaşaması, eğitimdeki ana sorun. Bu ikilik, ülkeyi iki yazılı, iki hukuklu, iki nikâhlı, iki kılıklı bir topluma çevirme tehlikesini taşıyor 
13/05/2004 (1231 kişi okudu) 

İLHAN BAŞGÖZ (Arşivi)
Meclis'teki YÖK kanunu tasarısı üzerindeki tartışmalar, imam-hatip liselerinde okuyan öğrencilere üniversite yolunun açılıp açılmaması üzerinde yoğunlaştı. Bence en önemli sorun tek bir kültür içinde, iki ayrı kuşak yetiştiren, iki ayrı eğitim sisteminin yan yana yaşamasıdır. 
Dilleri bile uzaklaşıyor Liselerle, imam-hatip liseleri birbirini iyi tanımayan, birbirine ters bakan, birbirini hor gören, aralarında gerginlikler, hatta düşmanlıklar bulunan iki ayrı kuşak yetiştiriyor. Bunlardan biri, bazı çevrelerce yobaz görüldüklerinden şikâyetçi. Öteki, dinsiz sayıldıklarından, imam-hatip liselerinin büyük olanakları karşısında üvey evlat muamelesi gördüklerinden yakınıyor. Bunların tarihimize ve kültürümüze bakışları, onları yorumlamaları, kılık kıyafetleri ve dillleri bile birbirinden gittikçe uzaklaşıyor. Söz konusu ikilik, Türkiye Cumhuriyetini, iki yazılı, iki tip bankalı, iki hukuklu, iki tip nikâhlı, iki tip ekonomili, iki kılıklı, iki takvimli bir topluma çevirme tehlikesini içinde taşımaktadır. Bunun işaretlerini şimdiden görüyoruz. Üstelik her hükümet, kendi ideolojisine göre bunlardan birine destek veriyor, ötekinin yolunu kapatıyor. Çocuklarımıza yazık oluyor. Bu ikilikten memleketimiz çok çekmiştir. Demokrat bir idarede elbet herkesin a...</description>
            <pubDate>Sun, 01 Jun 2008 04:01:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>90. DOĞUM GÜNÜNDE FAHRİ ERDİNÇ ÜZERİNE KEMAL ÖZER&amp;#8217;LE SÖYLEŞİ / Kadir İNCESU</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/90-dogum-gununde-fahri-erdinc-uzerine-kemal-ozer-le-soylesi-kadir-incesu_4315921.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/90-dogum-gununde-fahri-erdinc-uzerine-kemal-ozer-le-soylesi-kadir-incesu_4315921.html</guid> 
            <description>90. DOĞUM GÜNÜNDE FAHRİ ERDİNÇ ÜZERİNE
KEMAL ÖZER&amp;#8217;LE SÖYLEŞİ
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;
Kadir İncesu
&amp;nbsp;
&amp;nbsp;
&amp;#8220;Ne olursa olsun, Kemal, sen de içinde, dostlarım varken yalnız değilim bu dünyada. Gücüm azalmıyor, artıyor!&amp;#8221; (S. 240) /&amp;#8220;Yazıverin eliniz değdikçe, mekt...</description>
            <pubDate>Fri, 05 Oct 2007 06:17:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Uykuda / Menekşe Toprak </title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/uykuda-menekse-toprak_4186051.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/uykuda-menekse-toprak_4186051.html</guid> 
            <description>










Eski EdebiyataYeni Yorumlar Sayı: 107Temmuz-Ağustos 2007Uykuda


&amp;lt;Sayı: 107 Temmuz-Ağustos 2007&amp;gt;


Menekşe Toprak 
Tadını çıkar, ey acı, şu yavaş yavaş işlediğin günahın, acele etme:gün benim günüm, elde ettiğimzamanı tepe tepe kullanıyorum.(Medea, Seneca)
Tombul beyaz ellerini avucumun içine alamıyorum, yapmak istediğim halde okşayamıyorum şimdi onları. Derin uykusundan uyandıramam onu. Bembeyaz, yumuş yumuş teni. Koyu kahverengi kirpikleri yumuk bebekgözkapaklarının üzerine kıvrılmış. Derin uykusu, derin olması da iyi. Eskiden çok ağlardı. Sorun sadece acıkması, altının ıslanmasıysa onu susturmak kolaydı. Ama gazı varsa, sancılarla kıvranır, sabahlara kadar gözünü kırpmaz, yorgunluktan ikimiz de bitap düşerdik.&amp;nbsp; Bu yüzden yiyeceğime dikkat ederdim, mesela sarmısak, yoğurt gibi şeylerden uzak dururdum. Anlardı da, eğer kazara sevmediği bir şeyler yemişsem, daima iştahla sarıldığı mememi ağzına alıp sütün tadına bakmış da hoşuna gitmemişse, yaygarayı koparırdı. Babasına benzetiyorum onun bu huyunu. O da böyle ağzının tadını bozan şeylere hemen tepki verir, kimi zaman kabalaşırdı. İstediğini elde edene kadar da sürerdi bu kabalığı. Bebeklerin huylarını anlamak k...</description>
            <pubDate>Sat, 15 Sep 2007 18:08:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bugün Ne Yapmalı / Doğan Hızlan</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/bugun-ne-yapmali-dogan-hizlan_3676172.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/bugun-ne-yapmali-dogan-hizlan_3676172.html</guid> 
            <description>













22 Temmuz 2007 

 
Doğan HIZLAN
&amp;nbsp;dhizlan@hurriyet.com.tr  Bugün ne yapmalıELBETTE benden &quot;Oyunuzu mutlaka kullanın&quot; gibi klasik bir yanıt beklemiyorsunuz. &quot;Bütün günü evde nasıl geçireceksiniz?&quot; sorusuna cevaplar verip, önerilerde, hatırlatmalarda bulunacağım.Zaten sen başkasını bilmezsin, deseniz de, müzik dinleyin, kitap okuyun diyeceğim.Bir seçim gününün gerginliği -çok kimse için öyledir sanırım- yaşanırken okunacak kitaplar için öncelikle &quot;hangi tür?&quot; sorusunun yanıtını vermeliyim.Bir siyaset bilgesi İsmet İnönü&amp;#8217;nün seçim sonuçlarını beklerken yayınlanan fotoğrafını örnek gösterirsem, önerilerim daha inandırıcı, daha uygulanabilir bir nitelik kazanır.İnönü hangi kitabı okuyordu, bil...</description>
            <pubDate>Sun, 22 Jul 2007 13:59:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>&amp;#8220;Roman bir derinlik araştırmasıdır&amp;#8221;</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/roman-bir-derinlik-arastirmasidir_2441102.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/roman-bir-derinlik-arastirmasidir_2441102.html</guid> 
            <description>








&amp;#8220;Roman bir derinlik araştırmasıdır&amp;#8221;İbrahim Yıldırım 


&amp;lt;Kitap-lık; Sayı: 102 Şubat 2007&amp;gt;


Batur Fatih İlhan 


Vatan Dersleri&amp;#8217;nin ilk romanı olan Hal ve Zaman Mektupları kasım ortalarında yayımlandı ve daha çok niteliksiz aydınlar ile köy enstitüsü konuları çevresinde değerlendirildi. Oysa romanın kurgudan zaman kullanıma kadar çok değişik özellikleri var. Romanınızın sözünü ettiğim bu iki konuya indirgenmesi için söyleyecekleriniz nelerdir?Hayır, ben bu değerlendirmeleri indirgeme olarak görmüyorum. Bunlar doğrular içeren ilk saptamalar; yazarın ne yazdığını kavramaya, anlamaya çalışan iyi niyetli belirlemeler. Zaman içinde romanın diğer yönlerine ve nasıl yazdığına eğilenler de olacaktır. Bütün iyi niyetimle böyle düşünüyorum. 
Hal ve Zaman Mektupları yedi ana kısımdan oluşuyor ve hepsinin başında &amp;#8220;içindekiler&amp;#8221; olarak değerlendirilebilecek bir bölüm var. Ayrıca ana kısımlar kendi aralarında bölümlere, bölümcüklere ayrılmış. Bu yöntemi kurgu mu zorunlu kıldı?Ben yaşamın, insanın ve ülkemin çoğulluğunu, o muhteşem kargaşasını yansıtacak bir kurgu tekniği aradım ve bunun için çok uğraştım. Sonunda tanımlamaya çalıştığınız yapıyı uygun buldum. Çünkü bu biçimsel ayrışım; çoksesli düşünmeye çalışan bir romancının, çoksesli yazı tekniğine çok uygundu. Ben, romanın &amp;#8211;ve doğal olarak roman kurgusunun&amp;#8211; bir keşif çalışması olduğunu da düşünüyorum. Çoksesli...</description>
            <pubDate>Sun, 01 Apr 2007 00:08:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Nezihe Meriç'ten 'Çisenti' öyküleri</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/nezihe-meric-ten-cisenti-oykuleri_1221397.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/nezihe-meric-ten-cisenti-oykuleri_1221397.html</guid> 
            <description>Nezihe Meriç'ten 'Çisenti' öyküleriGültekin EMRE_______________________________________________________Yaşamın içine girmek için...Öykücülüğümüzün yüz akı Nezihe Meriç'i okumak bir ayrıcalık. Tadına doyamadığımız bir dil ustalığı ve Türkçe, günümüzü, gecemizi aydınlatmaya, kurtarmaya yetmese de bir aşı gibi insanı dinçleştiriyor. Onun yeni öyküleriyle kentin bezgin, bıkkın, karamsar ortamından uzaklaşmanın tadına varmayı kim küçümseyebilir ki?Çisenti, 114 sayfa ve 19 öyküden oluşan bir Nezihe Meriç kitabı. Bu kitaptaki öykülerde Nezihe Meriç öykü anlatmıyor, okuru, hiç beklemediği bir anda yaşamın içine sokuveriyor. Okurun içine girdiği yer ise anılarla ve günlük yaşamla tıka basa dolu evler, odalar, sokaklar... Böylece, bu öyküleri okuyanlar da kendilerini olay(lar)ın içinde buluveriyorlar doğal olarak. Yazarak, konuşarak, içten itiraflarla gelişerek ve hiç farkına varılmadan kurgulanarak oluşuyor öyküler.Kitabın ilk öyküsü &quot;Hani Bir Zamanlar, Yeşim Küçükken, Boğaziçi'nde, Yalı Daha Sağlamken, Hani Onlar Daha Hayattayken&quot;in ilk cümlesi bile farklı bir öykülerin habercisi gibi: &quot;Bu öykü, biraz tuhaf bir öykü.&quot; Zamanla orasında burasına dokunularak, yazılarak, değiştirilerek, eski halini şöyle böyle koruyarak ve başka bir &quot;kanal&quot; açarak kendine, başına ve sonuna konan eklerle birlikte ortasında da küçük oynamalarla çıkar okur önüne. Ve öykünün nasıl yazıldığını okurla paylaşa paylaşa gelişir.Bu öykünün başındaki &quot;Ek 1:&quot;de renklerle karşılanır okur: &quot;Gökyüzü solmuş bir mavi. Bir tek beyaz bulut yok. Sol uçtaki çok hafif, eflatunumsu pembelik, hiç belli etmeden bulut olmaya çalışıyor.&quot; Renklerle öykünün sarmaş dolaş hali şöyle sürüyor: &quot;O, denizin, mavi mi, yeşil mi, eflatun mu birden bilinemey...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:35:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ayfer Tunç ile 'Evvelotel' üzerine</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/ayfer-tunc-ile-evvelotel-uzerine_1221376.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/ayfer-tunc-ile-evvelotel-uzerine_1221376.html</guid> 
            <description>Ayfer Tunç ile 'Evvelotel' üzerineErdem ÖZTOP_______________________________________________________&quot;Bir gün herkes kendisi olsun&quot;Bir gün herkes kendisi olduğu vakit, tamamen özgür olacağımızı imler Ayfer Tunç 'Evvelotel' adını verdiği bu yeni kitabının öykülerinden birine ilişkin değerlendirmede. Hayata dair, muazzam bir dil işlemesiyle harmanlanmış öyküler kotarmış Ayfer Tunç ki, aslında okuma eyleminden kısa bir süre sonra ayırdına varıyoruz ne kadar da yakın olduğumuzu öykülere. Ve bir de bakıyorsunuz ki, siz de Tunç'un öyküleri içersinde buluveriyorsunuz kendinizi. İşte bu hallere bürünmüşken, yazarımızla keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiğimize inanıyorum ben, ya siz?..-Sevgili Ayfer Tunç, yeni bir öykü kitabı ile okurla buluştunuz, Evvelotel. Neden bileşik bir kombinasyon, evvel otel değil de?- Kitabın adı tek bir sözcük olsa da metnin içinde evvel ve otel sözcükleri ayrı yazılıyor, çünkü orada bir otelin adından söz ediyorum. Ama kitabın ve öykünün adı bir otel adıyla sınırlı kalsın istemem. Bir mekân olarak otelin geçiciliği ile evvel sözcüğünün yarattığı yekparelik duygusu bir araya gelsin isterim. Gereğinden fazla ince bir sözcük oyunu olarak görülebilir bu. Genel okurun ya da çoğunluğun diyelim, edebiyattan beklentisi giderek azalıyor. Çarpıcı bir hikâyeyle sınırlı kalan, öykünün akıcı olmasıyla yetinen, hatta öyküye zaten itibar etmeyen, düşünmeye zorlanmaktan hoşlanmayan, edebiyatın asıl büyüsünün kendini ortaya koyduğu söz-anlam ilişkisini görmezden gelen, edebiyatı bir eğlencelik olarak algılama eğiliminde olan ve yazının hayatı dönüştürücü gücünü umursamayan okur için muhtemelen lüzumsuz bir inceliktir, ama ben hitap ettiğimi düşündüğüm okurun anlayışına güveniyorum....</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:32:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>SUSUZ YAZ 2 / UZUN ÖYKÜ / NECATİ CUMALI</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/susuz-yaz-2-uzun-oyku-necati-cumali_1221362.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/susuz-yaz-2-uzun-oyku-necati-cumali_1221362.html</guid> 
            <description>Savcı silahları işaret etti:&quot;Bu gra kimin?&quot;&quot;Baba yadigarı.&quot;&quot;Bunu bulundurmak yasak! Haberiniz yok muydu?&quot;Hasan sustu.&quot;Söylesene!&quot;&quot;Ne diyeyim hakim bey? Baba yadigarı işte, bulunmuş bir kere.&quot;Durmadan kendisine hakim bey diyen Hasan'ın yanlışını savcı düzeltmek zorunda kaldı:&quot;Ben savcıyım. Mahkemeye çıkınca hakim bey dersin. Peki çifteniz de varmış, çifte yetmez miydi? Bu çifte kimin?&quot;&quot;Çifte benim.&quot;Hemen elini cebine attı. Eski bir cüzdan içinden kat kat, aşınmış bir iki kağıt çıkardı. Kağıtlardan birini, şöyle bir bakıp savcıya uzattı:&quot;Bu da çiftenin ruhsatı.&quot;Hasan'ın verdiği kağıt, çiftenin ruhsatı değil, havuz yaptıracağı sırada kaymakamlıktan aldığı iki torba çimentonun kendisine verilmesi ile ilgili belgeydi. Hasan, çimentoyu başka yerden bulmuş, belgeyi de saklamıştı. Savcı yüzünü buruşturdu:&quot;Bunun neresi çifte ruhsatı? Bu çimento belgesi... Çifte ruhsatın nerde? Göster!&quot;Hasan bu sefer, dörde katlı ikinci bir kağıdı uzattı.Savcı ikinci kağıdı inceledi. Okuduğu, Hasan Kocabaş'ın avcı sıfatıyla edindiği çifte bulundurma ruhsatı idi. Komutan, ruhsat belgesinde yazılı kayıtların, el konulan çifte ile uygun düştüğünü söyleyince, savcı Hasan'ın sorgusunu yeter gördü. Osman'a:&quot;Sen anlat bakalım,&quot; dedi.Osman duraladı. Söze nereden başlayacağını bilemiyordu. Bahar'ın koynundan yeni kalkmış gibi, hala uyku sersemiydi. Olup bitenlerin gerçekliğini doğru dürüst kavrayamıyordu. Uykudan gözünü açıp da gördüğü, yıllardır her sabah uyanıp da gördüğünden değişik bu olaylar, bu baştanbaşa gövdelerinden biçilmiş aşıların durumu, bahçelerinin içinde toplanan bu kalabalık, Veli'nin ölüsü, kendisini sorguya çekenler, ancak rüya hızıyla üç dört saat içinde bir araya gelebilirdi. Bıraksalar, gözlerini ovuşturup bütün bu kalabalığı karşısından silecek, yıllardır her s...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:26:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>SUSUZ YAZ 1 / UZUN ÖYKÜ</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/susuz-yaz-1-uzun-oyku_1221340.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/susuz-yaz-1-uzun-oyku_1221340.html</guid> 
            <description>








SUSUZ YAZ / UZUN ÖYKÜNECATİ CUMALI 
____________________________________________________________ 
Urla'nın Bademler köyünün kuzeyinde, Ovacık'tan İzmir Seferihisar şosesine kadar, hafif dalgalarla uzanan toprakları sulayan üç dereden ikisi, yaz ayları gelince kurur, kalın kumlu, çakıllı yataklarıyla kuraklıktan gün günden yanan, kavrulan ovanın yüzüne atılmış iki eski ustura izi gibi kalır. Artık o yörede, ilk güz yağmurları düşünceye kadar, akan tek su sesi işitilir. Tekebaşı'nda, Kocabaşların küçük zeytinliğinin eteğinden kaynayan pazu kalınlığında bir su damarı, bir kulaç çapındaki yatağında, önce hızla kabarır, taşar sonra yer yer aralıkları harçla sıvalı taş döşeme bir oluktan, beş altı yüz adım aşağılarda kalan bir havuza doğru akmaya başlar.Suyun geçtiği topraklar, küçük ekiciler arasında bölüşülmüştür. Kocabaşların zeytinliğinin alt başında gene Kocabaşların sekiz dönümlük sebze bahçesi var...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:25:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Remzi Karabulut'la &quot;Kadınlar Gülmemeli&quot;yi konuştuk</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/remzi-karabulut-la-kadinlar-gulmemeli-yi-konustuk_1221308.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/remzi-karabulut-la-kadinlar-gulmemeli-yi-konustuk_1221308.html</guid> 
            <description>_______________________________________________2006 YILI ÖYKÜ YAZILARI________________________________________________ 
&amp;nbsp;
Gönül Çatalcalı ile ilk kitabı 'Hiçbir Şeyin Beklentisi'ni konuştuk_______________________________________________________&quot;Beklentilerin beklentisizliğe dönüşüverdiği 'an'ları anlattım&quot;&quot;Hiçbir Şeyin Beklentisi&quot;, Gönül Çatalcalı'nın ilk öykü kitabı. 
&amp;nbsp;
**************************************************************
&amp;nbsp;
Remzi Karabulut'la &quot;Kadınlar Gülmemeli&quot;yi konuştuk______________________________________________________...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:19:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Cezmi Ersöz ile 'Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı' üzerine</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/cezmi-ersoz-ile-derinligine-kimse-sevgili-olamadi-uzerine_1221287.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/cezmi-ersoz-ile-derinligine-kimse-sevgili-olamadi-uzerine_1221287.html</guid> 
            <description>Cezmi Ersöz ile 'Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı' üzerine__________________________________________________________________________________________________'Aşkı ararken tıpkı kurnaz çıkarcı tüketiciler gibi davranıyoruz'Cezmi Ersöz'ün, &quot;Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı&quot; adlı kitabı, okuyucuları ile buluştu. Vedat Sakman ve Haluk Çetin'in besteleri, Leman Sam'ın sesi ile yorumlanan Cezmi Ersöz şiirlerinin yer aldığı CD de kitapla birlikte okuyucuya sunuluyor. &quot;Gelecek adına tek kaygım, 'aşk' oldu, hep...&quot; diyen, yerleşik umutsuzluğu ile el ele aşka yürüyen, sevdiğine söylediği sözlerde yaşamın acımasızlığına, sosyal yaralara dikkat çeken, annesinin sevgi dolu kokusuna özlemli Cezmi Ersöz, 'kendisini terk edenlerin bile sığınağı olabilecek denli' engin gönüllü olduğunu duyumsatıyor. &quot;Sevginle, zamanı, kendime dost kılıyorum.&quot; tümcesiyle yüreğinin sıcaklığını hissederken, gelecek kaygısını sevda ile hafifletme çabasından etkilenmemek olanaksız. Anlatımında eski otobüslerle yolculuk etmek, fakir otel odalarında düşlenen aşklar sık sık yer alırken, bu çağrışımlar, yaşama bakış açısının; hep ezilmiş, dışlanmışları kendinden bilmesinin sözcüklere yansıması olarak dikkat çekiyor. Aynı duyarlılık; ölüm orucu ile ilgili ya da edebiyat dünyasındaki sorunların sesi olma konusunda yaptığı çıkışlarda da görülmektedir. Cezmi Ersöz ile suskunluğunu ve yalnızlığını bir süreliğine erteleyerek hazırladığı, &quot;Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı&quot; adlı kitabı üzerine söyleştik.Mine ÖZGÜR-Aşktan söz eden, sevgiyi okurlarına yaşatan bir yazar olmanızın yanı sıra; toplumsal olaylara duyarlılığınızla anlatımınız ayrı bir anlam kazanıyor. Politik görüşü olan, okuyan, sorgulayan okurla...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:18:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bir öykücü olarak Şükran Kurdakul / M. Sadık Aslankara</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/bir-oykucu-olarak-sukran-kurdakul-m-sadik-aslankara_1221236.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/bir-oykucu-olarak-sukran-kurdakul-m-sadik-aslankara_1221236.html</guid> 
            <description>




M. Sadık Aslankara Kitaplar AdasıBir öykücü olarak Şükran KurdakulÖnünde &quot;hazır ol&quot;da durulacak az sayıdaki sanatçımızdan biriydi Şükran Kurdakul. Kimler ne ölçüde tanıyor bilemem, ama bildiğim, genç kuşakların yeterince tanımadığı onu.14 Şubat, &quot;Dünya Sevgililer Günü&quot;. Ama bir o kadar da &quot;Dünya Öykü Günü&quot;. Bu nedenle şubat'ın ilk iki haftasında öyküye, son iki haftasında da aşka, bunun sanattaki, cinsellikteki yansımasına ayıracağım &quot;Kitaplar Adası&quot;nı. Dünya Öykü Günü'nde biri yitirdiğimiz, ötekisi sekseninci yaşını kutladığımız, ama nedense öyküleri üzerinde neredeyse kimseciklerin durmadığı iki yazarı odaklamayı düşündüm: Şükran Kurdakul (23 Mart 1927-15 Aralık 2004), Naim Tirali (d.25 Aralık 1925).Önünde &quot;hazır ol&quot;da durulacak az sayıdaki sanatçımızdan biriydi Şükran Kurdakul. Kimler ne ölçüde tanıyor bilemem, ama bildiğim, genç kuşakların yeterince tanımadığı onu. Peki şiire başlayışının ardından onca yıl sonra Şükran Kurdakul'u 1960'larda durduk yerde öykü yazmaya yönelten nedenler neydi acaba?ŞİİRLE ÖYKÜNÜN ARASINDAKİ O İNCE, NARİN ÇİZGİŞükran Kurdakul'un 1970-75 arasında yayımladığı dört öykü kitabı var: Tanığın Biri (Habora, 1970), Beyaz Yakalılar (Ataç, 1972), Kurtuluştan Sonra (Ataç, 1973), Onların Çocukları (Ataç, 1975). Evrensel Basım Yayın (212.3610907), büyük değerbilirlik örneği göstererek Kurdakul'un bu kitaplarını, yayımlanış tarihleri yönünde ikişer ikişer &quot;Toplu Öyküler 1&quot; (2000), &quot;Toplu Öyküler 2&quot; (2001) başlıkları altında yayımlamış bulunuyor. Böylece Şükran Kurdakul'un toplam elli öyküsü, yeniden okura s...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:12:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Anıların izinde Şükran Kurdakul / Mustafa Şerif Onaran</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/anilarin-izinde-sukran-kurdakul-mustafa-serif-onaran_1221225.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/anilarin-izinde-sukran-kurdakul-mustafa-serif-onaran_1221225.html</guid> 
            <description>Mustafa Şerif Onaran DergilerdeAnıların izinde Şükran KurdakulŞükran Kurdakul'un ölümünden alacağımız dersler var. En kötü koşullarda bile insan kendini yeniden yaratabilirmiş. Bu özöğrenimli yazar, insanın tükenmezliğini öğretti bize.ÜNLEM İzmir'de çıkan bir sanat dergisi. Derginin yayın yönetmeni Lütfi Dağtaş bölge edebiyatçılarıyla dayanışma içinde, iki ayda bir, edebiyata belge olacak özellikler gösteren bir dergi hazırlıyor.Özellikle İzmir'de yetişen edebiyatçılara geniş yer ayırıyor. Böylece İzmir'in edebiyatımızdaki önemini anımsatmaya çalışıyor.Geçen yıl Şükran Kurdakul'la ilgili bir özel bölüm hazırlamışlardı (ÜNLEM, Şükran Kurdakul Edebiyatımızın Kilometre Taşı, Ocak-Şubat 2004). Bu özel bölümde Öner Yağcı, Hidayet Karakuş, Bekir Yurdakul birbirini tamamlayan yazılarla Şükran Kurdakul'un çok yönlü kişiliğini ortaya koymuşlardı.Şükran Kurdakul 1927 yılında İstanbul'da doğmuştu ama çocuk sayılacak yaşlarda İzmir'e gelmiş, şiire ilk adımları İzmir'de atmış, sevi ilişkilerini İzmir'de tanımış, kişiliğinin oluşmasında İzmir'in önemli yeri olmuştur.Arkadaşlığımız çok eskilere dayanır. Öner Yağcı'nın yazısında belirttiği ''Okul ve mahalle arkadaşları arasında ise Attilâ İlhan, Mustafa Şerif Onaran, Kemal Bekir gibi geleceğin edebiyatçıları vardı'' sözünü doğrular gibi; 7 Mart 2003'te ''Şairler ve Yazarlar Sözlüğü''nü bana gönderirken, ''Altmış yılın dostu Mustafa Şerif kardeşime, yeni yaratılar dileğiyle'' diye imzalaması, kırklı yılların İzmir'ine götürdü beni.ANILARIN İZİNDEHazır yargılardan, alışılmış sözlerden kurtulup da ölen bir arkadaşın arkasından yazmak kolay değildir.Nurullah Ataç derdi ki;''Ölmeye aldırmı...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:11:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Orhan kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam / aysu erden</title>
            <link>http://gulcanca.blogcu.com/orhan-kemal-den-uc-oyku-uc-kadin-uc-yasam-aysu-erden_1221200.html</link>
            <guid>http://gulcanca.blogcu.com/orhan-kemal-den-uc-oyku-uc-kadin-uc-yasam-aysu-erden_1221200.html</guid> 
            <description>Orhan kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam: sorunlarına ve çözümlerine dilbilimsel bir yaklaşım : aysu erden : 05112001GiRİŞYazar öyküsünü oluştururken, öykü dışındaki gerçek dünyada var olan ve herkesin bildiği gerçekleri oldukları gibi öyküye aktarmaz. Onları düş gücünün yardımıyla geliştirerek aktarır. Yazarın görevi, gerçekleri, onlara sürekli gönderimde bulunarak okuyucusuna iletmektir. Dilin gerçekleri yansıtması konusunda iki tür ikili karşıtlıktan söz etmek olasıdır:1. Dil/Dış Dünyadaki Gerçekler2. Öykü Dili/Gündelik DilDüzenli dilbilgisi kurallarıyla oluşturulan gündelik dil ya da bilimsel metinleri oluşturan dilkullanımları dış dünyadaki gerçekleri belirli bir ölçüde oldukları gibi yansıtabilirler. Ancak öykü yazarı öykü metnini oluşturan kurmaca dili (fictional language) kullanırken aşağıda sözü edilen konularla ilgili kimi kararlar vermek durumundadır. Bu kararlar şöyle özetlenebilir:1- Yazar ileteceği bilginin miktarı konusunda karar verecektir.2- Yazar ileteceği bilginin türü konusunda karar verecektir.3- Yazar ileteceği bilgiyi nasıl düzenleyeceğine karar verecektir. Bir yazarın öyküsünde kullandığı kurmaca dili incelerken ya da onun biçemini saptarken,araştırmacı/okuyucunun öykü dilinin düşünsel işlevini göz önünde bulundurması gerekmektedir. Halliday, öykü dilinin düşünsel işlevinin (1) yazarın dünya görüşünü yansıttığını, dolayısıyla da söz konusu dil kullanımının öykü yazarının gerçek dünya ile ilgili bakış açısını, bilgi birikimi ve deneyimlerinden oluştuğunu belirtmektedir. Halliday'e göre öykü dilinin düşünsel işlevi, aynı zamanda (2) yazarın iç dünyasının dışa yansımalarını, dış dünyadaki gerçeklere karşı geliştirdiği tepkileri, onları algılama biçimlerini, bilişselliğini, dili yazın alanında kullanma ve anlama yetilerini de kapsamaktadır. Kısacası, yazarın öyküye özel dil kull...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Oct 2006 21:05:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://gulcanca.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>