‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri... Fikret Bila Yön
30/10/2008 · Kategori: Elestiri
Fikret BilaYön
‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri
Can Dündar’ın merakla beklediğim “Mustafa” filmini, Ankara galasında izledim. Büyük zaman ve emek sarf edilerek hazırlandığı belli olan “Mustafa” değişik bir Atatürk portresi yansıtıyor. Can Dündar ve arkadaşları, Atatürk’ü insani yönleriyle anlatmak istemişler.
Can Dündar ve arkadaşlarının gün ışığına çıkardıkları yeni görüntü ve belgeler, özellikle Atatürk’ün günlükleri, takdir edilmesi gereken gazetecilik başarısı. Can Dündar’ı ve ekibinin bu başarısını kutlamak gerekiyor. Can’ın Milliyet’te başlayan dizisi bittiğinde, Atatürk’ü kendi kaleminden de tanımış olacağız.
Filmi izlediğimde, “Mustafa siyasi tartışmalar yaratacak bir film” diye düşündüm.
Kemal’i sevenler-sevmeyenler
Zaafları, zayıflıkları, hırsı, aşkları, sigarası, içkisi, dinden-imandan uzaklığı, Türkiye’den çekip gitmek isteğiyle perdeye yansıyan Mustafa’nın, Kemalistleri tatmin ve memnun edeceğini sanmıyorum. Buna karşılık, Kemal’den hazmetmeyenlerin ilgisini ve beğenisini daha fazla çekebilir.
Tahmin ediyorum ki “Mustafa” bir “Kemal” tartışması yaratacak...
Vahdettin’i sevenler
Vahdettin’i sevenler de filmden memnun kalabilirler.
“Mustafa”da siyasi konulara girildiğinde soru işaretleri oluşuyor. Vahdettin konusu da öyle...
Son Padişah Vahdettin’in vatan haini değil gerçek bir “vatansever” olduğunu savunanlar, onun, Atatürk’ü “vatanı kurtarmaya memur” ettiğini savunurlar. Nitekim, Atatürk’ün Samsun’a gitmeden sarayda Padişah’la yaptığı görüşme buna yorulur ve yeterli görülür.
“Mustafa” filminin verdiği mesaj da bu yönde.
Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ya, “Paşa, devleti kurtarabilirsiniz” diyor filmde. Ama arkası gelmiyor.
En azından, “Peki Mustafa Kemal için çıkarılan idam fermanında imzası bulunan bu Vahdettin değil mi?” sorusu gelecektir.
Kürtlere verilen söz
“Mustafa” insani yönleriyle anlatıyor Atatürk’ü ama siyasi alandan yapılan seçkiler genellikle tartışmalı konular. Güncel tartışmalar olduğu için bu konular tercih edilmiş izlenimi veriyor.
Örneğin, Atatürk’ün son dönemlerde tartışılan ve PKK-DTP cephesinin sık sıkıya sarıldığı ünlü İzmit basın toplantısı konu ediliyor.
Filmde, Atatürk’ün İzmit’te bazı gazetecilere yazılmamak üzere, “Kürtlere anayasal özerklik verileceğini söyledi” deniliyor. Bu konunun da arkası gelmiyor.
İhtimal ki, filmin bu yönü de tartışmalara neden olacak.
Güneydoğu’ya özerklik verilmesini isteyen PKK-DTP cephesi, filmin bu kesitini beğenecek ve ihtimal ki kullanacaktır.
Din konusu
Din konusunda iki Mustafa görülüyor filmde...
Meclis’i cuma günü dualarla açan Mustafa. Hilafeti ve saltanatı kurtarmak için yola çıktığını söyleyen Mustafa.
Ama ileride dinden-imandan çok uzak bir Mustafa. Hocası Kaymak Hafız’dan yediği dayağın “rövanş”ını hilafeti kaldırarak alan bir Mustafa. O kadar ki, iktidarı gökten yere indiren, hilafeti baş belası olarak niteleyen, her türlü melanetin başı olarak dini gören bir Mustafa. Ateist bir yaklaşımla ders kitapları için notlar alan ilahi güç yerine, en büyük güç tabiatın kendisidir diyen bir Mustafa.
Ve arkasından her gün bir şişe rakı, üç paket sigara içen, akşam sofrasını beklemek dışında işi gücü olmayan, yalnız, etrafında kimse kalmamış, yakın çevresi tarafından kandırılan, idare edilen bir Mustafa.
Bu “Mustafa”yı da Anıtkabir’i ziyaret etmeyenler, “Biz dememiş miydik?” diyerek, sevecekler ve sevinecekler...
Öyle sanıyorum ki, herkes işine gelen Mustafa’yı çekip çıkaracak bu filmden...
Güneri CıvaoğluBugün
‘Beni hatırlayınız’
Can Dündar'ın "MUSTAFA" filmi için alkışlarımı bu köşede yansıtmıştım.
Atatürk'ün "Beni hatırlayınız" vasiyeti bağlamında "Keşke bunlar da olsaydı" diyebileceğim Atatürk anılarını sunayım...
Beyefendi ve adam
Atatürk'ün çevresindekilere en çok yönelttiği hitap, "çocuk" sözcüğüdür.
"MUSTAFA"da da sık sık kullanılmış.
Ama... O günlerden sonra asıl bugünler için lazım olan "beyefendi" ve "adam" sözcüklerine de bir paragraf açalım...
Çankaya Köşkü sofrasında Atatürk, birkaçı hariç, konuklarına "çocuk" diye hitap ederdi.
Bir gece onlardan birine zaman zaman "beyefendi" demeye başlar.
Masadakiler, alışılmışın dışındaki bu "beyefendi" hitabının altında bir soğukluğun, bir had bildirmenin olduğunu hissetmektedir. Tedirginlik yaşanmaktadır.
Sonunda kendisine Atatürk'ün gene "beyefendi" demesi üzerine konuğu, dışlanmışlık hissederek alınır; "Paşam, bendenize lütfettiğiniz hitabınızı değiştirip neden uzaklaştıran 'beyefendi' diye buyuruyorsunuz?" diye sorar.
Atatürk'ün cevabı "lazer ışını" gibi yok edicidir:
"Size 'adam' diyemiyorum da ondan..."
........................
Bugünlerde "beyefendiler" o kadar çoğaldı ki, anıyı bir kez daha yazmak gerekli oldu.
ATATÜRK ve İSLAM
Can Dündar'ın "MUSTAFA"sında Atatürk'ün laikliği altı çizilerek, vurgulanarak beyazperdeye yansıyor.
Fakat... Siyaset gereği, TBMM'nin, açılışını 22 Nisan'dan cuma gününe denk gelen 23 Nisan'a kaydırması, toplantının cuma namazı sonrası yapılacağının ilanı, açılışta dualar ve kurbanlar da belirtilmiş.
Bütün bunlar Atatürk'ün sonuç almayı hedefleyen pragmatik siyaseti gibi algılanabilir.
Meclis'i toplayıp bütün güçleri eline aldıktan sonra cami cemaatiyle arasındaki köprüleri attığı sanılabilir.
Oysa... Hiç de öyle değil.
İslam inancının tekkelerden, zaviyelerden, tarikatlardan, mahalle imamlarından koparılması, sağlam ve kültür düzeyi çağdaş bir kurum tarafından düzenlenmesi bu işlev için cumhuriyetin kuruluşu üzerinden 1 yıl bile geçmeden Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurması önemlidir. Dini kullananlara karşı dinin temizliğini ve saygınlığını korumayı amaçlamıştır.
Bilinçli ibadet
Anlayarak, bilinçli ibadet de Atatürk'ün İslama yaklaşımının özüdür.
Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealini İslama ilk kazandıran Atatürk'tür.
Ancak... Tercüme, kuru bir bilimsel ifade tarzıdır.
Beyinleri aydınlatır ama yüreği ısıtmaz.
Oysa ibadet, yürekten olmalıdır.
İşte o nedenle "Türkçe ibadet" için Behçet Kemal Çağlar'a Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealinin nazım diliyle yazılması görevini verdi.
Çağlar'ın çalışmalarıyla bal damlaları gibi lezzetli, yürekleri sımsıcak yapan sureler kazanıldı.
Bazılarını sunuyorum...
İHLAS Suresi:
Söyle ki gündüz gece
Tanrı tek Tanrı yüce
O doğmaz ve doğurmaz
Kimse O’na denk olamaz...
ALAK Suresi :
Candan seslen, Rabbin yanında hazır
Temiz tut gönlünü koy secdeye baş.
MAUN Suresi:
Yazık gösteriş için namaz kılana
Yoksula yardımdan uzak kalana
Öksüzü hor görüp azarlayana
Ödünç vermeyi de ayıp sayana
Onun nasibi yok imandan yana.
LEYL Suresi:
Bir kul ki yardım sever, bir kul ki hakkı tanır,
Yüreği bu sayede arınır, aydınlanır.
Karşılık beklemeden iyilik yapar her sabah.
İşte böyle kulundan razıdır elbet Allah.
FATİHA:
Hamd, evrenler sahibi yüce Allah içindir.
Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir;
Günü gelince ancak
O’dur hesap soracak.
Tek sana tapar, senden medet umanlarız biz...
Beyni aydınlatan, kalbi ısıtan, Allah'a daha da yakınlaştıran bu "Türkçe ibadet" çalışması, Atatürk'ün ölümü nedeniyle yarım kaldı ama bazı "beyefendiler" (yazının başlarına bakınız) tarafından onu İslama karşıymış gibi göstermek tezgâhlarını çökertiyor.

