Anıların izinde Şükran Kurdakul / Mustafa Şerif Onaran

18/10/2006 · Kategori: Deneme

Mustafa Şerif Onaran Dergilerde

Anıların izinde Şükran Kurdakul

Şükran Kurdakul'un ölümünden alacağımız dersler var. En kötü koşullarda bile insan kendini yeniden yaratabilirmiş. Bu özöğrenimli yazar, insanın tükenmezliğini öğretti bize.

ÜNLEM İzmir'de çıkan bir sanat dergisi. Derginin yayın yönetmeni Lütfi Dağtaş bölge edebiyatçılarıyla dayanışma içinde, iki ayda bir, edebiyata belge olacak özellikler gösteren bir dergi hazırlıyor.Özellikle İzmir'de yetişen edebiyatçılara geniş yer ayırıyor. Böylece İzmir'in edebiyatımızdaki önemini anımsatmaya çalışıyor.Geçen yıl Şükran Kurdakul'la ilgili bir özel bölüm hazırlamışlardı (ÜNLEM, Şükran Kurdakul Edebiyatımızın Kilometre Taşı, Ocak-Şubat 2004). Bu özel bölümde Öner Yağcı, Hidayet Karakuş, Bekir Yurdakul birbirini tamamlayan yazılarla Şükran Kurdakul'un çok yönlü kişiliğini ortaya koymuşlardı.Şükran Kurdakul 1927 yılında İstanbul'da doğmuştu ama çocuk sayılacak yaşlarda İzmir'e gelmiş, şiire ilk adımları İzmir'de atmış, sevi ilişkilerini İzmir'de tanımış, kişiliğinin oluşmasında İzmir'in önemli yeri olmuştur.Arkadaşlığımız çok eskilere dayanır. Öner Yağcı'nın yazısında belirttiği ''Okul ve mahalle arkadaşları arasında ise Attilâ İlhan, Mustafa Şerif Onaran, Kemal Bekir gibi geleceğin edebiyatçıları vardı'' sözünü doğrular gibi; 7 Mart 2003'te ''Şairler ve Yazarlar Sözlüğü''nü bana gönderirken, ''Altmış yılın dostu Mustafa Şerif kardeşime, yeni yaratılar dileğiyle'' diye imzalaması, kırklı yılların İzmir'ine götürdü beni.

ANILARIN İZİNDE

Hazır yargılardan, alışılmış sözlerden kurtulup da ölen bir arkadaşın arkasından yazmak kolay değildir.Nurullah Ataç derdi ki;''Ölmeye aldırmıyorum ama, arkamdan Nurettin Artam da yazacak diye korkuyorum.''Araya giren nice kesintilere karşın, bu altmış yıl eskilere giden arkadaşlıkta, kimi anılara değinmek, nereden nereye geldiğimizi göstermeye yarayabilir.Anıların izinde Şükran Kurdakul'a bakarken eski bir yazıma da danışmak isterim (VARLIK, Onları Tanıdım, Sınıf Arkadaşım Şükran Kurdakul, Ağustos 2002).Biz onunla İzmir İnönü Lisesi'nde I-Ç'de sınıf arkadaşıydık.(İzmir'de II. Lise diye kurulan bu okula beden eğitimi öğretmeni Mehmet Özbey'in çabalarıyla İnönü Lisesi adı verilmişti. Mehmet Özbey 1950'den sonra Demokrat Parti'den milletvekili seçilince, gene onun çabasıyla okulun adı Namık Kemal Lisesi olarak değiştirilmişti. Biz Şükran'la ''kırk karanlığı'' yıllarında İnönü Lisesi'nde sınıf arkadaşıydık).Şükran Kurdakul ''Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri''ni 1944 yılında yayımladığı zaman ''Ölü Tabiat'' adındaki şiiri ''Mustafa Şerif kardeşime'' diye bana adamış, kitabı şu sözlerle imzalamıştı:''Kardeşim Mustafa,İstikbâlinin mutlu menzilinde kütüphanende bulunması ümidiyle.''O umut kararmadı. ''Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri'' kütüphanemde hâlâ durur. Ama Şükran'ın ölümünden sonra, bu sözlerde, içimi acıtan bir üzgünlük var.Attilâ İlhan'ın ''Kırk Karanlığı'' dediği o yıllarda insanın umudunu karartan olaylar da vardı. Lisede geçen benimle ilgili bir olayın anımsanması, nereden nereye geldiğimizi göstermeye yeter.

MEMLEKETi DAHA ÇOK SEVMEK

O yıllarda öğleden sonraları ''müzakere'' saatlerimiz vardı. Yanımdaki sırada İlhan Çal adında bir arkadaşım bir şiir kitabı okuyordu.''Biraz da ben okuyayım'' diye elinden zorla çektim. Nâzım Hikmet'in ''Jakond ile Si-Ya-U'' adındaki şiir kitabıydı. Biraz sonra müzakere öğretmenimiz ''Fanti Nâzım'' tepeme dikildi:''Ver bakayım şu kitaba'' dedi.Sonra da, ''gel benimle'' diyerek beni başmuavin Tahsin Burdurlu'nun karşısına çıkardı.Tahsin Burdurlu bakışlarıyla insanı ezen bir yöneticiydi. Beni tepeden tırnağa süzüp,''Mustafa seni severim, ama memleketimi daha çok severim'' dedi.Ülkemizi zor duruma sokacak ne türlü bir suç işlediğimin ayrımına varmadan, sıkıntılı bir donukluk içinde duruyordum. Müdürümüz Enver Demir'in eşi, psikoloji öğretmenimiz Muazzez Hanım bana sahip çıkmasaydı, kim bilir nerelere savrulmuş olacaktım.Yıllar sonra Şükran Kurdakul'la dertleşirken bu saçma olaya gülemedik. Çünkü Tahsin Burdurlu Şükran'ın başına az bela açmamıştı.

ACILAR DÖNEMİ

Şükran Kurdakul İnönü Lisesi'nden ayrılıp öğrenimini başka liselerde sürdürmek istedi. Ama öğrencilik yıllarında 4.5 ay tutuklu kalması, öğrencilikten çıkarılması, yerleşik eğitim görmesine engel oldu. Hem öğrenciliğindeki, hem 1950'den sonraki tutuklanmasında, yargılanma sonucu aklanmasına karşın, boş yere içerde kalması, onu tedirgin eden, onda acılı bir iz bırakan olaylardır.Hidayet Karakuş'un ''Her yenilgiden yeni deneyimlerle çıkar'' demesi boşuna değildir. Bu özöğrenimli edebiyatçı her kötü koşulu kendini daha iyi hazırlamak için kullandı.Acılar döneminden geçen Şükran Kurdakul şu gerçeği anlamamızı istiyor (CUMHURİYET, Bu Aşamada, Geleceği Yaşadıkları Zamanda Görenler, 17 Kasım 1997):''Ölümcünün yaşmayı arkadan vurmayı planladığı günlerden kalma iki ayrı tarihi var bu ülkenin:İşkencenin tarihi.Direnmenin tarihi.Ali Cengizkan Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı olduğu 1997 yılında, Şükran Kurdakul'a sunulacak olan Altın Madalya Onur Ödülü'nü, eskilerden gelen arkadaşı olduğum için, benim vermemi istemişti. Şükran Kurdakul'un gözleri iyi görmüyodu, ben iyi yürüyemiyordum, kör-topal halimizle salonu güldürmüştük.Onun kütüğüne işlenen gerekçeli kararda Şükran Kurdakul için şunlar söylenmişti:''Şiir ve öykü ile girdiği edebiyat dünyasında toplumcu gerçekçi düşüncenin ateşli savunucusu olarak verdiği savaşım; edebiyat tarihçiliği alanında büyük emeklerle yarattığı sözlük, antoloji, inceleme, araştırma çalışmaları için Şükran Kurdakul'a onur belgesi ve altın madalyadan oluşan 1997 Onur Ödülü'nün verilmesini karara bağlar.''Edebiyat tarihçileri Şükran Kurdakul'u nasıl değerlendirecek? Çağdaş Türk Edebiyatı Tarihi'ne yeni bir bakış açısı getirirken, toplumcu şiire yeni bir duyarlık kazandırırken, ''Kırk Kuşağı Toplumcuları''nı ''Yeni Toplumcular''a taşıyan bir şiir dili geliştirdi.Hidayet Karakuş'un değerlendirmesini benimseyerek ''Her gittiği yeri bilgisinin, bilgeliğinin, umudunun, direncinin ışığıyla aydınlatan Şükran Kurdakul'un önce ozan kimliğini anımsayalım. Çünkü, gene Hidayet Karakuş'un değerlendirmesine göre; ''Dünyayı açıklamada gerçekten yola çıkıp olmayanı yorumlamak, gerçeğin bütün yüzleriyle yüzleşip ona egemen olmak, insanın çağlar boyunca kendini tanımada kullandığı en önemli yöntem oldu.''

"SÖZÜN BÜYÜSÜ"NDE

Çok yönlü bir edebiyat insanı olarak önem verdiğimiz Şükran Kurdakul'u, TRT2'de hazırladığımız ''Sözün Büyüsü'' izlencesine konuk etmiştik. Ameliyattan yeni çıkmıştı. Elinin titremesi artmıştı. Üstelik çekim sorunları yüzünden spot ışıkları altında uzun süre ter dökmek zorunda kalmıştı.Kimi zaman çekim işleri iyi gitmez, bunaltıcı ışıklar altında beklemek insanı yorar. Biz, ''huysuz ihtiyarlar'', biraz söylenir, burnundan soluyan görevlileri de üzerdik.Ama konuğumuz olduğu izlencede Şükran Kurdakul, bu iyi gitmeyen ayrıntıları geniş bir hoşgörüyle karşılamış; sonra da o pırıl pırıl belleği, kumlanmış sesiyle, uzak bakışlarıyla, nice yenilgilerden geçen bir masal kahramanı onuruyla konuşmuştu.(Öldüğü günlerde bu eski izlenceyi gündeme getirip onu anmak TRT'ye yakışmaz mıydı?)Yaş ilerledikçe insanın kendini alaya alması da keyifli oluyor.''Eh, bu yaştan sonra kabakulak olacak halimiz yok ya, kanser de kapımızı çalabilir'' demek dile kolay.Şükran Kurdakul hekimliğime güvenir, her hastalığını bana danışırdı. Hastalığının başlangıcında köklü bir ameliyatla onu daha uzun yaşatmak olanağı bulunamaz mıydı? Geniş cerrahiyi göze almak kimi zaman sakıncalı da olabiliyor.Şükran Kurdakul'un ölümünden kendimizi sorumlu tutmalıyız. Şu sağır toplum, ona çektirdikleri yüzünden, tedirginlik duymalı.Şükran Kurdakul'un ölümünden alacağımız dersler de var. En kötü koşullarda bile insan kendini yeniden yaratabilirmiş. Bu özöğrenimli yazar, insanın tükenmezliğini öğretti bize.Madame de Renal'in sevisi Julian Sorel'in devrimci kişiliğini oluşturan bir güçtü. Ne zaman Şükran'a telefon açsam, eşi Selma Kurdakul'un sesi duyulurdu:''Şükran Beyimiz biraz uyuyor. Uyansın da aradığınızı söylerim.''Yaşamın duyarsız akışı kendi aldırmazlığı içinde sürüyor.İyisi mi, Şükrü Erbaş'ın 6 Kasım 1997'de TÜYAP Kitap Fuarı'nda, Şükran Kurdakul için yaptığı konuşmada söylediği şu sözlerle noktalayalım yazıyı:'' 'Ölüme karşı kendisiyle avunan' bir kuşağın bu güzel temsilcisi; en aykırı, en zor, en acılı koşullarda bile yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen bu inatçı iyimserlik ve incelik için Melih Cevdet Anday'ın bir sözünü anmak istiyorum: 'Bu sallantılı dünyada size, bastığı toprağın sağlam olduğu güvencesini veren az bulunur insanlardan biridir'.
CK, 20.01.2005

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »