Kutlu Olsun!.. Ümit Zileli - Düz Çizgi

31/10/2008 · Kategori: Elestiri

Ümit Zileli   - Düz Çizgi

Kutlu Olsun!..

Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz

- AKP, yerel yönetimlere bir genelge yayımlayarak, kriz ortamını gerekçe göstererek resmi kutlamaların dışında ekstra eğlence, ekstra harcama yapılmamasını istedi. Türkçeye çevirecek olursak; Cumhuriyet Balosu, fener alayı gibi masrafa yol açan etkinliklerden uzak durmalarını öğütledi!..

- Ankara Belediyesi, başkenti afişlerle donatarak 29 Ekim günü Melih Gökçekin Başbakanla birlikte 13 adet kavşak açacağını duyurdu. Doğal olarak Cumhuriyet Bayramı da birlikte kutlanacaktı Böylece 29 Ekim 2008, tarihe Kavşak Bayramı olarak kazındı

- Ankarada fener alayı düzenlenmesine ise izin verilmedi. Gerekçe neydi peki? Trafik düzeninin bozulması!..

- Eskişehirde de fener alayına izin çıkmadı. Buradaki gerekçe değişikti. Güvenlik!.. Daha bir hafta önce Eskişehir-Galatasaray maçının en ufak taşkınlık olmadan oynanmasını sağlayan polis, Cumhuriyet Bayramı için düzenlenecek fener alayının güvenliğini sağlayamıyordu

Kutlu olsun!..

***

Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz

- AKP iktidarı, Cumhuriyet Bayramına birkaç gün kala, kızlarda evlenme yaşını 14’e indirmek için harekete geçti

- Hemen ardından, 14 yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu için tutuklu yargılanan Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez tahliye edildi. Peki, Üzmez, daha yasa çıkmadan niçin salıverildi?. Çünkü İstanbul Adli Tıp Kurumu, tecavüze uğrayan kız çocuğunun, beden ve ruh sağlığının bozulmadığı yönünde jet rapor verdi de ondan!..

- Cumhuriyet Bayramının hemen öncesinde, Tokat Cumhuriyet Meydanında, polis gözetim ve korumasında yapılan açıklamada, Şu bilinmelidir ki başörtü yasağına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı bizim için yok hükmündedir Bugün kendi beşeri yargılarıyla İslami kimliğimizi yasaklayanlar, asıl mahkemenin Din Günü kurulacağını sakın unutmasınlar! denildi

Kutlu olsun!..

***

Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz

- Cumhuriyet Bayramımızı kutlamaya üç gün kala, Türkiyeyi parçalanmış gösteren bir harita daha ortaya çıktı. Bu defa ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan raporda yer alan haritada Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolunun tamamı Kürdistan sınırları içinde gösterildi. Stratejik ortağımızın kongresinin göstere göstere yayımladığı haritayla ilgili olarak, BOP Eşbaşkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanından tık çıkmadı!..

- 17 Kasımda Avrupa Parlamentosunda Dersim Soykırımının 70inci Yıldönümü konulu konferans düzenleneceği duyuruldu. Katılımcılar şöyle: Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür, Adalet ve Demokrasi İçin Ermeni Federasyonu Başkanı Hilda Çobanyan, Dersim Yapılandırma Derneği Başkanı Haydar Işık, DTP Dersim (Tunceli) Miletvekili Şerafettin Halis, DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Dersim Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, AB Türkiye Yurttaşlık Komisyonundan Hans Branscheidt ve Bremen Üniversitesinden Prof. Dr. Ronald Münch Ne kadro ama!...

Mine G. Kırıkkanat, Vatan gazetesindeki köşesinde, bu soykırım soytarılığını enine boyuna anlattıktan sonra bakın ne diyor:

- Hüküm verilmiş, harita çizilmiş, ABD hazırlamış, AB onaylamış.. Kılıf biçilmiş, kefen dikilmiş. Sonuç belli: İçerden dışardan borazancılara, çığırtkanlara, tetikçilere bol bahşiş, sübvansiyon ya da komisyon da diyebilirsiniz, bölecekler Türkiyeyi, gömecekler Cumhuriyeti Bugün Cumhuriyet Bayramı. Nesi kutlu olsun sizce?. Hepsi mi, yarısı mı, satanı mı, satılanı mı?. Gidene mi yanalım, yoksa kalana mı?..

KUTLU OLSUN!..

e-posta: umitzileli@gmail.com

31 Ekim 2008 - Cumhuriyet

‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri... Fikret Bila Yön

30/10/2008 · Kategori: Elestiri

Fikret BilaYön

‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri

30 Ekim Perşembe 2008

 

Can Dündar’ın merakla beklediğim “Mustafa” filmini, Ankara galasında izledim. Büyük zaman ve emek sarf edilerek hazırlandığı belli olan “Mustafa” değişik bir Atatürk portresi yansıtıyor. Can Dündar ve arkadaşları, Atatürk’ü insani yönleriyle anlatmak istemişler.
Can Dündar ve arkadaşlarının gün ışığına çıkardıkları yeni görüntü ve belgeler, özellikle Atatürk’ün günlükleri, takdir edilmesi gereken gazetecilik başarısı. Can Dündar’ı ve ekibinin bu başarısını kutlamak gerekiyor. Can’ın Milliyet’te başlayan dizisi bittiğinde, Atatürk’ü kendi kaleminden de tanımış olacağız.
Filmi izlediğimde, “Mustafa siyasi tartışmalar yaratacak bir film” diye düşündüm.  

Kemal’i sevenler-sevmeyenler
Zaafları, zayıflıkları, hırsı, aşkları, sigarası, içkisi, dinden-imandan uzaklığı, Türkiye’den çekip gitmek isteğiyle perdeye yansıyan Mustafa’nın, Kemalistleri tatmin ve memnun edeceğini sanmıyorum. Buna karşılık, Kemal’den hazmetmeyenlerin ilgisini ve beğenisini daha fazla çekebilir.
Tahmin ediyorum ki “Mustafa” bir “Kemal” tartışması yaratacak...

Vahdettin’i sevenler
Vahdettin’i sevenler de filmden memnun kalabilirler.
“Mustafa”da siyasi konulara girildiğinde soru işaretleri oluşuyor. Vahdettin konusu da öyle...
Son Padişah Vahdettin’in vatan haini değil gerçek bir “vatansever” olduğunu savunanlar, onun, Atatürk’ü “vatanı kurtarmaya memur” ettiğini savunurlar. Nitekim, Atatürk’ün Samsun’a gitmeden sarayda Padişah’la yaptığı görüşme buna yorulur ve yeterli görülür.
“Mustafa” filminin verdiği mesaj da bu yönde.
Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ya, “Paşa, devleti kurtarabilirsiniz” diyor filmde. Ama arkası gelmiyor.
En azından, “Peki Mustafa Kemal için çıkarılan idam fermanında imzası bulunan bu Vahdettin değil mi?” sorusu gelecektir.

Kürtlere verilen söz
“Mustafa” insani yönleriyle anlatıyor Atatürk’ü ama siyasi alandan yapılan seçkiler genellikle tartışmalı konular. Güncel tartışmalar olduğu için bu konular tercih edilmiş izlenimi veriyor.
Örneğin, Atatürk’ün son dönemlerde tartışılan ve PKK-DTP cephesinin sık sıkıya sarıldığı ünlü İzmit basın toplantısı konu ediliyor.
Filmde, Atatürk’ün İzmit’te bazı gazetecilere yazılmamak üzere, “Kürtlere anayasal özerklik verileceğini söyledi” deniliyor. Bu konunun da arkası gelmiyor.
İhtimal ki, filmin bu yönü de tartışmalara neden olacak.
Güneydoğu’ya özerklik verilmesini isteyen PKK-DTP cephesi, filmin bu kesitini beğenecek ve ihtimal ki kullanacaktır.

Din konusu
Din konusunda iki Mustafa görülüyor filmde...
Meclis’i cuma günü dualarla açan Mustafa. Hilafeti ve saltanatı kurtarmak için yola çıktığını söyleyen Mustafa.
Ama ileride dinden-imandan çok uzak bir Mustafa. Hocası Kaymak Hafız’dan yediği dayağın “rövanş”ını hilafeti kaldırarak alan bir Mustafa. O kadar ki, iktidarı gökten yere indiren, hilafeti baş belası olarak niteleyen, her türlü melanetin başı olarak dini gören bir Mustafa. Ateist bir yaklaşımla ders kitapları için notlar alan ilahi güç yerine, en büyük güç tabiatın kendisidir diyen bir Mustafa.
Ve arkasından her gün bir şişe rakı, üç paket sigara içen, akşam sofrasını beklemek dışında işi gücü olmayan, yalnız, etrafında kimse kalmamış, yakın çevresi tarafından kandırılan, idare edilen bir Mustafa.
Bu “Mustafa”yı da Anıtkabir’i ziyaret etmeyenler, “Biz dememiş miydik?” diyerek, sevecekler ve sevinecekler...
Öyle sanıyorum ki, herkes işine gelen Mustafa’yı çekip çıkaracak bu filmden...

Güneri CıvaoğluBugün

‘Beni hatırlayınız’

30 Ekim Perşembe 2008

 

Can Dündar'ın "MUSTAFA" filmi için alkışlarımı bu köşede yansıtmıştım.
Atatürk'ün "Beni hatırlayınız" vasiyeti bağlamında "Keşke bunlar da olsaydı" diyebileceğim Atatürk anılarını sunayım...

Beyefendi ve adam
Atatürk'ün çevresindekilere en çok yönelttiği hitap, "çocuk" sözcüğüdür.
"MUSTAFA"da da sık sık kullanılmış.
Ama... O günlerden sonra asıl bugünler için lazım olan "beyefendi" ve "adam" sözcüklerine de bir paragraf açalım...
 
Çankaya Köşkü sofrasında Atatürk, birkaçı hariç, konuklarına "çocuk" diye hitap ederdi.
Bir gece onlardan birine zaman zaman "beyefendi" demeye başlar.
Masadakiler, alışılmışın dışındaki bu "beyefendi" hitabının altında bir soğukluğun, bir had bildirmenin olduğunu hissetmektedir. Tedirginlik yaşanmaktadır.
Sonunda kendisine Atatürk'ün gene "beyefendi" demesi üzerine konuğu, dışlanmışlık hissederek alınır; "Paşam, bendenize lütfettiğiniz hitabınızı değiştirip neden uzaklaştıran 'beyefendi' diye buyuruyorsunuz?" diye sorar.
Atatürk'ün cevabı "lazer ışını" gibi yok edicidir:
"Size 'adam' diyemiyorum da ondan..." 
 
........................
Bugünlerde "beyefendiler" o kadar çoğaldı ki, anıyı bir kez daha yazmak gerekli oldu.

 

ATATÜRK ve İSLAM 
Can Dündar'ın "MUSTAFA"sında Atatürk'ün laikliği altı çizilerek, vurgulanarak beyazperdeye yansıyor.
Fakat... Siyaset gereği, TBMM'nin, açılışını 22 Nisan'dan cuma gününe denk gelen 23 Nisan'a kaydırması, toplantının cuma namazı sonrası yapılacağının ilanı, açılışta dualar ve kurbanlar da belirtilmiş.
Bütün bunlar Atatürk'ün sonuç almayı hedefleyen pragmatik siyaseti gibi algılanabilir.
Meclis'i toplayıp bütün güçleri eline aldıktan sonra cami cemaatiyle arasındaki köprüleri attığı sanılabilir.
Oysa... Hiç de öyle değil.
İslam inancının tekkelerden, zaviyelerden, tarikatlardan, mahalle imamlarından koparılması, sağlam ve kültür düzeyi çağdaş bir kurum tarafından düzenlenmesi bu işlev için cumhuriyetin kuruluşu üzerinden 1 yıl bile geçmeden Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kurması önemlidir. Dini kullananlara karşı dinin temizliğini ve saygınlığını korumayı amaçlamıştır.

Bilinçli ibadet
Anlayarak, bilinçli ibadet de Atatürk'ün İslama yaklaşımının özüdür.
Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealini İslama ilk kazandıran Atatürk'tür.
Ancak... Tercüme, kuru bir bilimsel ifade tarzıdır.
Beyinleri aydınlatır ama yüreği ısıtmaz.
Oysa ibadet, yürekten olmalıdır.
İşte o nedenle "Türkçe ibadet" için Behçet Kemal Çağlar'a Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealinin nazım diliyle yazılması görevini verdi.
Çağlar'ın çalışmalarıyla bal damlaları gibi lezzetli, yürekleri sımsıcak yapan sureler kazanıldı.
Bazılarını sunuyorum...

İHLAS Suresi:

Söyle ki gündüz gece
Tanrı tek Tanrı yüce
O doğmaz ve doğurmaz
Kimse O’na denk olamaz...

ALAK Suresi :

Candan seslen, Rabbin yanında hazır
Temiz tut gönlünü koy secdeye baş.

MAUN Suresi:

Yazık gösteriş için namaz kılana
Yoksula yardımdan uzak kalana
Öksüzü hor görüp azarlayana
Ödünç vermeyi de ayıp sayana
Onun nasibi yok imandan yana.

LEYL Suresi:

Bir kul ki yardım sever, bir kul ki hakkı tanır,
Yüreği bu sayede arınır, aydınlanır.
Karşılık beklemeden iyilik yapar her sabah.
İşte böyle kulundan razıdır elbet Allah.

FATİHA:

Hamd, evrenler sahibi yüce Allah içindir.
Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir;
Günü gelince ancak
O’dur hesap soracak.
Tek sana tapar, senden medet umanlarız biz...

Beyni aydınlatan, kalbi ısıtan, Allah'a daha da yakınlaştıran bu "Türkçe ibadet" çalışması, Atatürk'ün ölümü nedeniyle yarım kaldı ama bazı "beyefendiler" (yazının başlarına bakınız) tarafından onu İslama karşıymış gibi göstermek tezgâhlarını çökertiyor.

İslamın ‘Abese’si... Ataol Behramoğlu - Cumartesi

28/9/2008 · Kategori: Elestiri

Ataol Behramoğlu   - Cumartesi Yazıları

İslamın ‘Abese’si...

Bizim gazetenin okurları arasında Rusların büyük şairi Puşkinden bir şeyler okumamış, hiç değilse adını duymamış olan yoktur.

En tanınmış şiirlerinden biri de Kurana Öykünmelerdizisidir.

1824 tarihinde (demek ki şair 25 yaşındayken) yazılmış toplam sekiz şiirlik dizi, Kuran sure ve ayetlerinden, özellikle dilinden esinlenmiştir.

Bunun büyük bir başarıyla yapılmış olduğundan kuşku yok.

Dostoyevski Puşkin Üzerinde Söylevinde, büyük şairin başka halkların kültürlerini özümseyip yansıtmadaki başarısının altını haklı olarak çizer.

Onun bu özelliğini Rus halkının bir erdemi olarak görür. Bu anlamda da Puşkini, Rus halkının gerçek ve büyük şairi olarak selamlar.

Puşkinden şiir çevirilerimi henüz okumamış olanlar, istiyorlarsa,Kurana Öykünmelerde içlerinde olmak üzere, Seviyordum Siziadlı seçkide bu şiirleri bulabilirler.

Konu buradan açılmışkenKurana Öykünmelerbaşlığı altında toplanan şiirleri Türkçeleştirdiğimde karşılaştığım ilginç bir olgudan da söz etmeliyim:

Bu şiirlerden kimileri Türkçeye aktarıldığında Fazıl Hüsnü Dağlarcanın Çocuk ve Allahtaki şiir dilini anımsatıyordu...

O zaman Dağlarcanın da, belki farkında da olmaksızın, bu şiirlerinde Kuran dilinden etkilenmiş olabileceğini düşündüm...

***

Çeviri sırasında üçüncü şiir beni özellikle zorlamıştı

Bu çeviriyi şu anda da tam anlamıyla başarılı bulamıyorum. Söz diziminde anlamakta güçlük çektiğim bir şey vardı.

Şiire kaynaklık eden sureyi araştırıp bulduğumda, sorun tam olarak değilse de büyük ölçüde çözülmüştü.

İlk iki dizede peygamberin eylemi anlatılırken birden Tanrı devreye giriyor ve peygamberine hitap ediyordu.

Böylece de, eylemi anlatılan kişi (peygamber), başkaca bir açıklama yapılmaksızın, kendisine Tanrı tarafından hitap edilen kişiye dönüşüyordu.

Anlamıştım. Fakat bunu -Puşkinin anlatımına da sadık kalarak- Türkçeye çevirmek yine de kolay olmadı.

Söz konusu üçüncü şiirin beni zorlayan ilk dört dizesi şöyledir, ya da ben böyle anlayıp yorumladım:

Peygamber bozulup yüzünü ekşitti

Körün yaklaştığını işitince:

Koşup geliyor, sakın şaşırıp

Günah işlemeye cüret etme

Bu dörtlükle başlayan söz konusu şiire kaynaklık eden sureAbeseadını taşıyor. 42 ayetten oluşan surenin adı, Arapçasındaki ilk sözcük olan yüzünü ekşittiya da buruşturdudan gelmekte imiş...

***

Açıklama ise şöyle: İslam peygamberi Medinenin ileri gelenleriyle birlikteyken Abdullah b. Ümmi Mektum adındaki körün koşarak içeri girdiğini işitince yüzünü buruşturup öteye çeviriyor. Bunun üzerine Tanrının büyük azarıyla karşılaşıyor.Şaşırıp da günah işlemeye cüret etmesözleriyle başlayan bu azarlama, surenin (ve Puşkin şiirinin) devamında da sürüyor... Tanrı’nın Muhammede kutsal kitabın ona (şu anda konuşmakta olduğu)kibir sahipleri için değil, gerçekten gereksinimi olanlar için gönderildiğini anımsatıyor.. Ve Kuranın öğütlerinden yararlanacak olan kişilerden birinin de belki, gözleri görmeyen bu adam olduğunu söylüyor..

Abese suresinden esinlenerek yazılmış üçüncü şiir Kurana Öykünmelerin en güçlü şiirlerindendir.

Gücü, betimlenen tablonun gerçekliğinden ve peygamberin Tanrı (bana göre kendi iç sesi, vicdanı) tarafından azarlanışının şiddetinden geliyor...

Ve kuşkusuz Puşkinin ustalığından...

***

Abese sözcüğü ilginç bir rastlantıyla Abeceyi çağrıştırıyor...

İsterseniz Alfabediye de okuyabilirsiniz...

İslamın kutsal kitabının bu suresi, gerçekten de, bu dinin Abecesi sayılabilecek değerde...

Kibirli olmamak ve sıradan insana, halk insanına saygı...

Günümüzde Kuranın söylemlerini dillerinden düşürmez görünenlerin, aslında onun en temel bir öğüdünden ne kadar uzak oldukları gün gibi ortada değil mi?

İslam peygamberi günümüzde yaşayıp da üstelik İslamın arkasına gizlenerek ya da onu bir tehdit silahı gibi kullanarak çalıp çırpan, insanların gözlerinin içine baka baka yalan söyleyen, ağızlarından her an kabalık, çirkinlik ve tehdit sözleri saçılan, halk insanlarına hakaret ve sövgüler yağdıran bugünkü güruhu görse, onları herhalde ümmetinden bile saymazdı.

ataolb@cumhuriyet.com.tr - Faks: (0212) 343 72 64

28 Eylül 2008 - Cumhuriyet