45 Takipçi | 1 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Öykü

Diğer İçeriklerim (44)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (45)
05 08 2011

Cumhuriyet Kitapları'nın Ağustos ayı boyunca %50 indirim kam

Kampanyaya yoğun ilgi Cumhuriyet Kitapları'nın Ağustos ayı boyunca "herkes okusun diye" sloganıyla başlattığı yüz kitapta yüzde elli indirim kampanyasına kitap okurları büyük ilgi gösteriyor. Kampanya kapsamında İstanbul, Ankara ve İzmir'deki satış noktalarından satın alınabilecek kitaplar, ayrıca Türkiye'nin her yerinden banka havalesiyle de sipariş edebilecek. Cumhuriyet Haber Portalı İstanbul- Belirtilen yüz kitabın dışındaki tüm kitaplarında da Ağustos ayı boyunca yüzde otuz indirim uygulayan Cumhuriyet Kitapları yetkilileri, bunu her şeyden önce bir sosyal sorumluluk projesi olarak gördüklerini ve kitap fiyatlarından yakınan kitap okurlarının yarı fiyatına nitelikli kitaplara ulaşabilmesini hedeflediklerini dile getirdiler. Kampanyanın, sadece kitap okurlarının değil, kitap armağan etmek veya kitap ihtiyacı olan yerlere yardımda bulunmak isteyen kişi ve kuruluşlar için de çok cazip olduğunu belirten yayınevi yetkilileri, gördükleri ilgiden memnun olduklarını sözlerine eklediler.   Ayrıntılı bilgi veya havale ile sipariş için 0 212 343 72 74 (Dahili: 527) numaralı telefondan Mustafa Çakmak ile irtibata geçebilirsiniz. Kitap okurları, kampanya dahilinde belirtilen herhangi kitaptan birini almak isteğinde yüzde elli indirim geçerli oluyor. İşte o kitaplar ve indirimli fiyatları.   ANI 100'e 5 Vardı Vedat Günyol'a Armağan, Ali Ekber Ataş, 9TL Anı Değil Yaşam, Oktay Akbal, 4,5TL Anılar (19.Yüzyılda Saray Haremi), Şair Leyla Saz Hanım, 6TL Anılar (Müşerref Hekimoğlu), Müşerref Hekimoğlu, 11TL Bir Işık Olsun Yeter, Ayşe Şenel Girgin, 6TL CHP ile Bir Ömür, Şeref Bakşık, 12TL Cinayeti Gördük, Sabriye Okkır, 6TL İki Dünya, Filiz Ofluoğlu, 6,5TL İmralı'da Öca... Devamı

31 07 2011

"Tutuklu Gazete Tarihe Not Düştü"

"Tutuklu Gazete Tarihe Not Düştü" Tutuklu Gazete, tutuksuz okurlarıyla buluştu. "Bu gazete tarihe not düşecek" diyen isim hakkı sahibi Adanır, ilk sayıda, "Hep beraber haykıralım: Uçurtmayı Vurmasınlar! Haykıralım: Düşünenler, kitap okuyanlar hapsedilmesin!" diye yazdı.   İstanbul - BİA Haber Merkezi 25 Temmuz 2011, Pazartesi     BU HABERİN UZANTILARI   Sansürün Kaldırılması, Tutuklu Gazete'yle "Kutlandı"       "Bu gazete bir sayı bile çıksa, tarihe, büyük puntolarla, en okunaklı notu düşecektir. Bu yüzden bir sayı da olsa çıkmalı, çıkarılmalı bu gazete..." Cezaevindeki tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısı 70'i buldu. 2009'un başından bu yana geçen sürede cezaevine girip çıkan ve tutuksuz yargılamasına devam edilen 41 gazeteci daha var. Böylece son dönemde en az 111 gazeteci Türkiye cezaevlerindeki koşulları görmüş durumda. Gazeteciler hakkında açılmış dava ve soruşturmaların sayısı on binleri geçti... Dün,  sansürün kaldırılışının 103. yılında, ilk sayısı okurlarıyla buluşan Tutuklu Gazete'nin "Sansüre Direniş" başlıklı manşeti, bu sözlerle başlıyor. BirGün, Evrensel ve Cumhuriyet gazeteleriyle dağıtılan Tutuklu Gazete, gazeteciliğin durumunu da bu şekilde özetlemiş oluyor. Gazetenin "tutuklu yazarlarından" yaptığımız alıntılarda da durumun ayrıntıları yer alıyor: "Siyasi affı da desteklemeliler" Ali Buluş (Ermenek Cezaevi Karaman): Yeni anayasanın konuşulduğu bu süreçte basın çalışanları, meslek örgütleri ve kurumları daha demokratik bir anayasa hazırlanabilmesi için ısrarcı olmalı ve taleplerini dillendirme... Devamı

31 07 2011

Gülten Akın: Bâciyân-ı Rûm’dan Modern Çağa Bir Şiir Burcu

MAHMUT TEMİZYÜREK'in yorumu Gülten Akın: Bâciyân-ı Rûm’dan Modern Çağa Bir Şiir Burcu Akın, Türkçe’nin bir kazancı, bir şansı. Dünyadaki yaygın dillerden birinde, örneğin İngilizce yazmış olsaydı, yeryüzünün her yerinde okunurdu. Böyle olmayıp Türkçe’yi onurlandırmış olması da, Türkçe’nin kazancı. Mahmut TEMİZYÜREK   İstanbul - BİA Haber Merkezi 22 Mart 2008, Cumartesi           Gülten Akın, bu yıl ilki verilen Erdal Öz edebiyat ödülünü aldı. "50 kuşağı"nın yazarlarından Öz'ün anısını yaşatmak amacıyla konulan ödülün seçici kurulu Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Jale Parla, Nüket Esen, Semih Gümüş ve Celal Üster'ten oluşuyordu. Kurul, çağdaş Türkiye şiirinin günümüzde ulaştığı düzeyi yansıtma niteliği, şiire verdiği emek, son yıllarda kendi şiirinde yarattığı yenilik nedeniyle ödülün Akın'ın olmasına karar verdi.Biz de Akın'ı Mahmut Temizyürek'e sorduk... Onun yarım yüzyılı aşkın edebi pratiği, hem özgün bir şiirin kuruluş öyküsü, hem de ülkemizin yakın dönem toplumsal tarihinin en belirgin izlerinin şiirde yaşam bulmasıdır. Belki bu nedenle, şiirinde iyilik olduğu kadar kötülük, acı olduğu kadar başkaldırı, aşk olduğu kadar ayrılık, insan olduğu kadar da doğa var. Başlangıcı da sıkıdır bu şiirin. İlk üç kitabı delişmen bir gençliğin varoluşu içselleştirme deneyimi, yabancılaşmış dünyada daraltılmış bir ruhun zarif isyanıdır. Kişisel sesindeki temiz nota ve kırılgan ton, sonra denediği geleneksel sesler asasında bile hissedilir. Bu genç, yetişki... Devamı

29 07 2011

ÇİO Mezunlarının ÇİO Anı Ve İletileri

GELEN İLETİLER Bu sayfada arkadaşlarımıza ulaştırmak istediğiniz iletiler, son gelen ileti üst sırada olacak biçimde yayınlanacaktır. İletilerinizi bekliyoruz. Geri verin, bize bizi (şiir)      HAMİT GÖK Yanılıyor muyuz yoksa     TURAN AKPINAR Ünal Gümüş iletisi Osman Çeviksoy İletisi Güle Güle Küçük Dostlarım "Ülker Aykaç" Antalya'dan sımsıcak dostluk ve sevgi selamları "Turan Akpınar Bizim Kuşak "Turan Akpınar Geçmiş Zaman Olur Ki "Ülker Çetintürk Aykaç" Sımsacak Bir Merhaba "Eyüp Tandoğan" 23 Nisan "Turan Akpınar Köy Enstitüleri "Muzaffer Şimşek" Erdoğan Bakar iletisi GÜNEŞ'LENDİM "Turan Akpınar" Sevgiyi Paylaşmak "Turan Akpınar" Mehmet Ali Özüdoğru Şiiri Erdoğan Uçar İletisi İlhan Özdemirci İletisi "24 KASIM 2008 " İletileri Mahir Ünlü İletisi Çorum Buluşması iletileri: Yusuf Güneş - Hasan Ali Kalayoğlu Şahin Soytürk iletisi Hakkı Balta İletisi Ali Uzun İletisi Hamit Gök İletisi İbrahim Yıldırım'ın iletisi Şenel Küçükkahraman iletisi Rıfkı Atay'ın Satılmış Gülenoğlu'nun defterine yazdıkları Nurettin Yaz iletisi Filiz Gül İletisi Yakup Yavru İletisi Mazlum Koşma İletisi YENİDEN SES DUYMAK UZAKLARDAN BİR DOST SESİ DUYMAK - Ayhan Altay Yücel Akça (Sinop Gezis... Devamı

29 07 2011

GÜNLÜĞÜMDEKİ O GÜN…/ Abdülkadir Dedeoğlu

GÜNLÜĞÜMDEKİ O GÜN…          Abdülkadir Dedeoğlu                           23.10.2010 / Konuk olmuşuz birkaç dost bir dostumuzun evine. Zaman epey geçmiş. Deyim yerindeyse, lafın beli kırılmış. Salonun bir köşesinden gelen  "geç oldu"  uyarıları henüz duyulmuyor tarafımızdan.      Demek ki daha paylaşılacak şeyler var gibi. Ama kurulan cümle, bir önceki cümleyi desteklemiyor, konu bir önceki konudan kopuk.  Doyamadığımız, bitmesin istediğimiz sohbet tam kıvamında.. Suçlusu boş bardaklar... Ev sahibi, hanımlara hissettirmeden bardakları yenilemenin keyfini, hiç duymadığım bir ezgi ile çıkarırken,  bir süre sonra herkesin, kendi makamında bir ezgi ile ona katıldığını fark ettim. Hoş bir düzensizlik vardı...  Tam bardağıma uzanmıştım ki, sanırım sohbetin sonlanmasından korkan birisi, biraz da yüksek bir sesle, bir soru attı ortaya; "-Ömrünüzün hangi dilimini bir daha yaşamak isterdiniz?"   "-ÖĞRETMEN OKULU!" Önce bir sessizlik oldu. Ne kadar sürdü bilmiyorum. Sonra herkesin bana baktığını fark ettim. Sonra içlerinden biri "Ne bağırıyorsun?" dedi. Diğeri; "Şaka yapıyorsun" dedi. Sonra gülüşmeler, kahkahalar... Bu neyin refleksiydi bilemiyorum... Pot mu kırdım, şımarıklık mı yaptım anlayamadım. Ortalık sakinleyip, söz sırasını kaptığımda savunmadaydım… "-Şaka yapmıyorum. Gerçekten o dönemi yeniden yaşamak isterdim." Cümlemi zor tamamlayabildim. Hepsi birden şakayla karışık çullandılar. Her kafadan bir ses... Kim ne söylüyor bilmiyorum. Fikri... Devamı

26 07 2011

Tektip kadınlar

Tektip kadınlar Rıza Zelyut e-mail: zelyut@gunes.com Türkiye Cumhuriyeti ile savaşanlar; bu devleti; 'Milleti tek tipleştirdi' diye eleştirir. Bu basmakalıp lafı edenlere bakın lütfen: Bunlar; tek tip ideolojinin en kesin militanı haline gelmişlerdir. Öyle ki sadece fikirleri değil; kıyafetleri, davranışları, yani hayat tarzları da tek tiptir. Farklı fikirlere; farklı insanlara derinden karşıdırlar amma başkalarını durmadan; tek tipleştiri  olmakla eleştirirler. MİTİNGLERİNE BAKIN Bu tek tip insanları; kamuoyunu kandırmak için kendilerine masum isimler takmış olan Mazlum-Der ve Özgür-Der gibi Müslüman görüntülü kuruluşların üyelerinde çok net görmekteyiz. Bu örgütlerden kadınların geçen hafta yaptıkları bir mitingde; insanların nasıl tek tipleştirildiğini açıkça izledik: Sanki aynı konfeksiyon fabrikasında imal edilmişler. Hareketleri bile birbirisinin aynı. Konuşmaları da sloganları da tek tip. Bu tek tip kadınlar adına konuşan Mazlum-Der üyesi Zehra Türkmen şöyle buyurmuş: 'Andımız adlı İslam akidesine aykırı öğeler içeren, kişi putlaştırmasına ve kişilik tahribine yönelik ırkçı metnin her sabah çocuklarımıza zorla söylettirilmesi ayıbına ilkelliğine ve zulmüne son verilmelidir. İsteyen vatandaşa anadilde eğitim alma hakkı tanınmalıdır. Okullarda askeri denetim ve vesayet aracı olan kışla tipi eğitimin simgesi Milli Güvenlik dersi kaldırılmalıdır.' Siz bu hanımın farklı bir şey söylediğini mi sanıyorsunuz? İşte bu konuşma bile tektipleştirilmiş Türkiye kadınının içinde bulunduğu acıklı durumu göstermektedir. Çünkü; bunlar iki yıldır, papağan gibi bu sözleri tekrerlayıp duruyorlar. İddia ediyorum; bu sözleri eden kadınların hiçbiri, bu konuşmada geçen kavramların içeriğini bi... Devamı

23 03 2011

Neyzen Tevfik'in Atatürk düşmanlarına seslendiği şiir

  Neyzen Tevfik'in Atatürk düşmanlarına seslendiği şiir « Yanıtla #46 : Ağustos 09, 2009, 10:46:49 ÖÖ »   Bİ NAMAZ DEYİP BENİ HAK'TAN UZAK GÖREN SIĞMAZ SENİN HAYALİNE MİHRAB Ü MÜBREM. SEN SADE BEŞ VAKİTTE ARARSIN ALLAHINI BEN HER ZAMAN ONUNLA EMİN OL BERABERİM.   ASRIN YENİ UMDESİ VAR,HAK KAPANINDIR. SÖZ HAYKIRANIN,MANTIK İSE ŞARLATANINDIR. GEÇMEZ ELE BİR PAYE,KAVUK SALLAMAYINCA, KÜRSİ-İ LİYAKAT PEZ....K,PUŞ..OLANINDIR.   HAYLİDEN HAYLİ KALINLAŞTI YOBAZLIK YENİDEN SOFTALIK ZORLU ANIRTI İLE ALDI YÜRÜDÜ. KARA BİR KİNLE TAASSUB PUSUDAN ÇIKTI YİNE, YURDU ŞAHANE CEHALET YENİ BAŞTAN BÜRÜDÜ.                                 Neyzen  TEVFİK NEYZEN TEVFİK                              Hazırlayan : Tuğrul Asi Balkar   YAŞAMI YAPITLARI Hiç (1919) Azâb-ı Mukaddes (1949) ŞİİRLERİ Abdülhamid'in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun Dörtlükler İkilikler Koşma NEYZEN TEVFİK Tam adı Tevfik Kolaylı'dır. 14 Haziran 1879 tarihinde Bodrum'da doğdu, 28 Ocak 1953 tarihinde İstanbul'da öldü.  İlköğrenimini Bodrum'da gördü. İzmir İdadisi'ni bitirmeden  ayrıldı. Kendi kendini yetiştirdi; Farsça öğrendi, İzmir Mevlevihanesi'ne, İstanbul'da Galata ve Kasımpaşa Mevlevihanelerine gitti. Fa... Devamı

23 03 2011

EMEGIN SANATI internet dergisinde cikan anma yazisi

EMEGIN SANATI internet dergisinde cikan anma yazisi Süha Tugtepe üyelerine   Hasan Burgucu 17 Haziran, 18:34 Yanıtla ŞAİR-YAZAR SÜHA TUĞTEPE’Yİ ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANIYORUZ… Şair, aktivist Süha Tuğtepe’yi geçen yıl 24 Haziran’da yitirdik. Bu yıl, ülkemizde doğduğu şehir Cide’de ve yaşamının önemli kısmını geçirdiği Almanya’da törenlerle anılacak. Süha Tuğtepe, 1956 yılında Cide`de doğdu. Anımsadığı ilk büyük sevinci ilkokuldan sonra parasız yatılı olarak öğretmen okuluna gitmesiydi. İki nedeni vardı. Birincisi, Kastamonu Göl İlköğretmen Okuluna gitmesi, düşlerinde kurduğu yolculukların bir parçasıydı. Cide’de emekli gemicilerin gittikleri ülkelerle ilgili anılarını atlastan izleyerek kurduğu düşler gerçeğe dönüşecekti. İkincisi de, yatılı okulda babasız büyümenin kendisine kazandırdığı değerlerin ne kadar hoşuna gittiğini görecekti: “Bir babaya özenmek yerine yüzlerce babaya özenmek daha çekici geldi hep bana. Tatillerde ‘Baba’ denen ‘emir torbası’nın saçma sapan yaptırımlarıyla yüz yüze geldikçe yatılı okula dönmek için can atardım. Bu nedenle evde büyüyen çocuklardan arkadaş edinemedim. Sıkılıyordum onlardan. Ev hayatını hâlâ bilmem. Ekmeği, domatesi, hıyarı, fasulyeyi her seferinde unuturum. Bunu kavradığım gün benden aile reisi olmayacağını iyice anladım.” Göl İlköğretmen Okulu eğitim yapısıyla Gölköy Köy Enstitüsü’nün tam devamıydı. Burada öğrendi Süha Tuğtepe, ‘insanın insanı sömürmediği, ezmediği bir dünyayı sevenlerin solcu olduğunu… “Verili olanı yaşamamaya karar verdiğimde son sınıftaydım. &Ou... Devamı

23 03 2011

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Öykü Kitapları Zamandizi

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Öykü Kitapları Zamandizini 3 (1940- 1949)/ Ali ŞAHİN _____________________________________________________________________ III. GELİŞME DÖNEMİ: 1940-1950 Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Oktay Akbal, Sabahattin Kudret Aksal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Faik Baysal, Haldun Taner, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Orhan Hançerlioğlu, Salim Şengil, Fahri Erdinç, Afif Yesari, Rıfat Ilgaz, Naim Tirali.(**) *** *** 1940 ABASIYANIK, Sait Faik: Şahmerdan 1940 AHISKALI, Yusuf: Bizden İyileri 1940 KARAY, Refik Halit: Gurbet Hikayeleri 1940 KORAY, Kenan Hulusi: Bir Otelde Yedi Kişi 1941 BİLBAŞAR, Kemal: Cevizli Bahçe 1941 HİSAR, Abdülhak Şinasi: Fahim Bey ve Biz(u.ö) 1941 KOCAGÖZ, Samim: Telli Kavak 1941 KUNT, Bekir Sıtkı: Herkes Kendi Hayatını Yaşar 1941 YiĞiTER, Umran Nazif: İçimizden Birkaçı 1942 GÖKŞEN, Enver Naci: Son Çare 1942 KORAY, Kenan Hulusi: RBK Pansiyonu (tefrika) 1943 AKTAY, Salih Zeki: Mine Çiçekleri 1943 BEĞENÇ, Cahit: Sedef Kız 1943 DEVRİM, İhsan: Yemen Türküsü 1943 EDİBOĞLU, Baki Süha: Sel Geliyor 1943 GÖKTULGA, Fahri Celal: Eldebir Mustâfendi 1943 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Melek Sanmıştım Şeytanı 1943 SABAHATTİN ALİ: Yeni Dünya 1943 ŞENGİL, Salim: Kafasını Törpüleyen Adam 1943 TANPINAR, Ahmet Hamdi: Abdullah Efendi'nin Rüyaları 1944 AĞAOĞLU, Samet: Strasburg Hatıraları 1944 AHISKALI, Yusuf: Kocakarının İki Oğlu 1944 BİLBAŞAR, Kemal: Pazarlık 1944 ESEN, Mekki Sait: Dünden ve Bugünden Hikayeler 1944 HİSAR, Abdülhak Şinasi: Çamlıcadaki Eniştemiz R? 1945 ZORLUTUNA, Halide Nusret: Beyaz Selvi 1946 AKBAL, Oktay: Önce Ekmekler Bozuldu 1946 BA... Devamı

08 01 2011

Cemal’in Öteki Yanı / ÜLKÜ TAMER

Cemal’in Öteki Yanı Cemal Süreya’nın bir ölüm yıldönümü daha. Kaç yıl oldu, hatırlamak bile istemiyorum. Onun şairliğiyle, yazarlığıyla ilgili yazılar yayımlanacak bu hafta. Ben onun bir başka yanından, dergiciliğinden söz edeyim. Bir anımı anlatayım önce. Cemal’in ikinci Papirüs dönemi. İlk dönemde yaprak biçiminde çıkarmıştı dergiyi; bir süre sonra da yayınına ara vermişti. Şimdi İstanbul’da daha kalın, daha doyurucu bir dergi hazırlığındaydı. Birlikte kolları sıvadık. Cağaloğlu’nda Eser Han’da küçük bir oda tuttuk. Evlerden getirilen bir-iki eşyayla döşedik. Yazılar hazırlandı. Dizgiye verilecek. Toplam basım gideri 1500 lira. Ceplerde 50 lira ya var ya yok. Bir gün Edip (Cansever) geldi. Çıkarken yerdeki ufacık, eski püskü bir halıya ilişti gözü. “Bu iyi bir şeye benziyor” dedi. Kapalıçarşı’da ortağı Jak’la bir antikacı dükkânı vardı. Halı da satıyorlardı. “Jak’a söyleyeyim, gelip baksın” dedi. Yarım saat sonra Jak damladı. Halıya baktı. “Siz bunun üstüne basıyor musunuz?” diye sordu şaşkınlıkla. Halıyı katladı, aldı gitti. Biraz sonra da yardımcıları Hakkı geldi. Elinde 2000 lira. Uzattı: “Halının parası.” Hayır, ilk sayının parası! Cemal, “Halıya teşekkür ilanı koyalım dergiye” dedi. O hafta kolları daha da sıvadık coşkuyla. İlk sayının yazıları basımevine verildi. Bir hafta boyunca gece gündüz çalıştık. Cumartesi akşamı ayakta duracak halimiz yoktu artık. “Yarın pazar” dedim Cemal’e. “Han kapalı. Akşama kadar yatıp uyuyacağım. Sen de keyfine bak. Pazartesi görüşürüz.” Ertesi sabah evde gözümü açınca, başucuma annemin bıraktığı Cumhuriyet gazetesi... Devamı

06 01 2011

Sarı Yazmalılar direniyor

Sarı Yazmalılar direniyor   Kastamonu Cide'deki Loç Vadisi'ne Orya Enerji tarafından yapılmak istenen HES projesine karşı şirketin Kabataş'taki binası önünde 8 Aralık'tan beri oturma eylemi yapılıyor. Loç halkı, HES projesinin yürütmesinin durdurulması ve ÇED'in iptali için 15 Aralık 2009 tarihinde Kastasonu İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Ancak dava sonuçlanmadan şirket iş makineleri ile vadiye girdi, binlerce ağacı kesti, köylülerin toprakları kamulaştırıldı. Vadileri korumak için derelerinin başında silahla nöbet tutan, İstanbul'da miting düzenleyen ve Orya Enerji'nin önünde defalarca eylem yapan Loç halkı şimdi de oturma eyleminde. Bölgenin simgesi olan “sarı yazmaları” ile haftalardır oturma eylemin yapan Loç halkı isyanını şöyle dile getiriyor: “ Firmalar enerji elde ediyoruz diye topraklarımız hukuksuzca giriyor, kardeşi kardeşe düşürüyor,yasal işlemleri takip etmeden köylerimizde ellerini kollarını sallayarak çalışıyor. Bu yalnızca Cide Loç Halkının değil, vadilerinde hes yapılmak istenen tüm vadilerdeki halkın feryadıdır. Mahkeme sonuçlanıncaya kadar, firmanın İstanbul’ daki binasının önünde bekleyeceğiz.”   Loç Vadisi'ne Orya Enerji tarafından yapılmak istenen HES projesine karşı şirketin Kabataş'taki binası önünde 8 Aralık'tan beri oturma eylemi yapılıyor.   13. Kadın Sığınakları Kurultayı Sona Erdi   Türkiye'de kadına yönelik aile içi şiddete karşı en önemli platformlardan olan 13. Sığınaklar ve Kadın Dayanışma Merkezleri Kurultayı sona erdi. Söke ve Kuşadası’nda gerçekleştirilen ve üç gün süren kurultayda, kadın cinayetleri, Türkiye’de sığınaklar, ... Devamı

06 01 2011

İslam: Dehşet Manzara / ORHAN BURSALI

İslam: Dehşet Manzara ORHAN BURSALI İçeride: * İflas etmiş bir hukuk ve yargı! 10 yıl boyunca insanları yargılanmadan, hüküm giymeden esir tutan ve hayatları bitiren bir siyasal ve hukuki çürümüşlük ortamı! Adalet ne devletin, ne ülkenin ne de bireyin temeli! Kokuşmuşluktan dışarıya adım atamıyorsunuz! Korku! * Hizbullahçılar, çok değil, 10 yıl öncesinin dehşet örgütü, 188 kişinin katilleri, terör ve cinayet tarihine domuz bağları ile geçmiş, sadece bir adamı 42 kişinin öldürülmesinden sorumlu ölüm makinesi olarak kayıtlara geçmiş... “Yasa” gereği özgürler hepsi... * Belki de en önemlisi, sonrası: Binlerce kişi onları “tekbirlerle” karşılamış! Allah Allah ya Allah!!! Yüzlerine bakıyorum, hepsi on binlerce kişiyi, “düşmanı”, öldürebilir! Hazırlar! Din uğruna! * Veee Başbakan’ın uçağından eksik olmayan bir dinci gazetede katli vacip yazıları... * Yine serbest bırakılan bir “mafya reisi”, kimine göre 50 kimine göre 100 arabalık bir konvoyla karşılanmış cezaevi kapısında! * Çarpışanlar ülkesi! Vuruşanlar ülkesi! Yüz binlerce, milyonlarca evsiz barksız, işsiz güçsüz, ne iş olursa yapacak insanların ülkesi burası! *** Katiller, caniler dışarı! Çünkü onlar iktidara karşı değiller! İktidarın sevgili kulları! Buna karşılık, Balbay, Özkan, Perinçek ve arkadaşları, subaylar, komutanlar; gerçek aydınlar, yazarlar, gazeteciler, düşünenler, içeri! Çünkü onlar katil değiller ve üstelik iktidarın anlayışına, ülkeyi derin toplumsal uçurumlara ayırmasına, bölüp parçalamasına, ülkede dinci bir yapı oluşturulmasına karşılar! Hukuk, yargı, adalet... Devamı

06 01 2011

BU ADAM NASIL TARİH PROFESÖRÜ?

Gündemde Hür Adam var! Filmde Said-i Nursi'nin Mustafa Kemal ile görüşme sahnesinin gerçek olmadığını Odatv yazdı. Tartışmalar sürüyor. Bu kez ortaya Said-i Nursi'nin 23 Kasım 1922'de Atatürk'e yazdığı mektup ortaya çıktı. Mektupta Nursi, Atatürk'e "İslam âlemi kahramanı Paşa Hazretleri" olarak hitap ederek, 10 sözünü / tavsiyesini dinlemesini rica ediyor. 10 madde kısaca şu: 1- Namaz kılınız 2- İslam'a bağlılığınızı ortaya koyunuz 3- Kur'an'ın kesin emirlerine uyunuz 4- Bir cemaat namazsız kalsa, sapkın günahkâr olsa bile yine de başlarındakini dini bütün görmek ister. 5- Doğu’yu ayağa kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değildir. 6- Dinde kısmen laubalilik tavrı gösterdikleri için İttihatçıları yok ediniz. 7- Pis Avrupa medeniyetinden süzülen uydurma bir akım gönlünde yer tutamaz. İslâm âlemi içinde önemli bir iş yapmak, ancak İslamiyet’in kurallarına teslimiyetle mümkün olabilir. Aksi olamaz ve olmamıştır. 8- Dinin zayıflayıp etkisini kaybetmesine sebep olan alçak Avrupa medeniyeti yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve Kuran medeniyetinin ortaya çıkmasının vakti geldiği bir anda lakayt ve ihmalkâr bir şekilde “olumlu bir iş yapılamaz. Napolyon’a değil belki Selahaddin-i Eyyubi gibi İslâm kahramanlarına tabi olmanız gerekir. 9- Siz dahi Kuran’ın emirlerini uygulayıp, onlara bağlanıp dayanmanız, İslam’ın yararı adına gereklidir. Yoksa İslamiyet’ten soyutlanmış olan bedbaht, milliyetsiz Avrupa düşkünü, Batı taklitçilerini Müslüman halka tercih etmek İslam’ın yararına aykırı olduğundan İslam âlemi bakışını başka tarafa çevirmeye ve başkasından yardım istemeye mecbur ka... Devamı

06 01 2011

İŞTE HÜR ADAMIN GERÇEK ÖYKÜSÜ / Sinan Meydan

İŞTE HÜR ADAMIN GERÇEK ÖYKÜSÜ / Sinan Meydan 1950’lerden itibaren “Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı” çevrelerin bayrağı haline getirilen Said-i Nursi konusunda müthiş bir bilgi kirliliği vardır. Onunla ilgili kitaplarda efsaneyle-tarih iç içe geçirilmiş, tarih bilinçli olarak çarpıtılmıştır. Son zamanlarda adından çok söz ettiren “Hür Adam” filmi de maalesef  bu “çarpık tarihten” beslenmiştir.   Said-i Nursi’nin ne kadar “Hür Adam” olduğunu anlamak için önce onu biraz tanıyalım:   İşte Said-i Nursi’nin kısa hayat öyküsü:   Said-i Nursi, Bitlis’in Hizan ilçesinin Nors köyünde 1873 yılında doğmuştur. Göbek adı Rıza olan Said-i Nursi’nin asıl adı SAİD-İ KÜRDİ’dir. Kendisi, köklerinin Hz. Muhammed’e dayandığını ileri sürmüştür.[1]    Daha çocuk yaşlarda bölgede etkili olan Nakşibendi Tarikatı’na girmiştir. Mahalle Mektebi’nde okumuştur. Gençliği Medreseliler arasında geçmiştir. Düzenli bir eğitim öğretim hayatı olmamıştır.    İstanbul’a ikinci gelişinde, II. Abdülhamit döneminde, 1907’de tutuklanarak bir süre “akıl hastanesinde” tedavi görmüştür.    31 Mart Mürteci İsyanı’nın fitilini ateşleyen Derviş Vahdeti’nin Volkan gazetesinde ve Kürdistan Dergisinde yazılar yazmıştır.    31 Mart İsyanı’na karıştığı iddiasıyla yargılanarak beraat etmiştir.    Bezmi Nusret Kaygusuz, Meşrutiyet yıllarına ilişkin anılarında Said-i Nursi’den şöyle söz etmiştir:     “İttihatçılar bu adamı ç... Devamı

06 01 2011

FAULKNER O KONUŞMADA BABASININ BAVULUNDAN BAHSETMEDİ

FAULKNER O KONUŞMADA BABASININ BAVULUNDAN BAHSETMEDİ 05.01.2011 22:00 Bir önceki yazıma gelen tepkilerden bu ülkenin gerçek büyük yazarlarına ve “gerçek” yazarlara özlemin umduğumdan daha büyük ve hala canlı olduğunu gördüm. Türk halkı herkesin sandığı gibi edebiyatı terk etmedi! Yalnızca, kalbi halkı için, insanlık için buz tutmamış, kalbi hala “sıcak” yazar arıyor! William Faulkner 1950 yılında aldığı Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasında bundan söz etmişti. Kendisine verilen ödülü almayı önceleri reddetti. Törene katılmayacağını bildirdi. Ama sonra, sırf sesini genç yazar ve şairlere duyurmanın en yüksek olanağını bulacağı için 10 Aralık günü -muzzam miktardaki para ödülünü almamak şartıyla- bir konuşma yapmayı kabul etti. Bu yazımda, bu konuşmayı, yorumsuz olarak, tüm yazar ve şairlerimizin kulağına küpe olsun diye yayınlamayı -bir zamanlar Memet Fuat'ın yaptığı gibi- görev biliyorum: *** ''Ben, bu ödülün, bir insan olarak şahsıma değil, çalışmama, beşer ruhunun ıstırap ve alın teri içinde geçen ve ömür boyu süren çalışmasına, şeref ve şaşaa için ve hele hiç de maddi kazanç için değil, beşer ruhundan, daha önce mevcut olmayan malzeme yaratmak için verildiğini hissediyorum. Böylece, bu mükafat bana emanet olarak verilmiş sayılır. Ödülün para ile ilgili kısmını, o paranın menşeinin gaye ve önemi ile uygun bir yere ithaf ve tahsis etmek zor bir iş olmayacak. Fakat ben, şahsıma tevcih edilen alkışlarla da aynı şeyi yapmak, bu anı, aralarında bir gün benim şu anda durduğum yerde duracak olanın bulunacağı, kendilerini aynı ıstırap, zahmet ve güçlüklere v... Devamı

06 01 2011

Arşiv

  Said-i Kürdi Atatürk ‘Karşılaşması!’ ALİ SİRMEN Cumhuriyet 08.01.2011 Dün bu köşede “Hür Adam” filmi dolayısıyla ileri sürülen mesnetsiz iddialara, Said-i Nursi ya da öbür adıyla Said-i Kürdi ile ilgili “Bir Meczup Yaratmak” kitabının yazarı, dostum Mustafa Yıldırım’ın yanıtını birlikte okumuştuk. Mustafa Yıldırım’ın yazısının Said-i Kürdi ile Atatürk’ün hayali karşılaşmasıyla ilgili bölümüyle devam ediyoruz bugün de... Evet söz bir kez daha Mustafa Yıldırım’ın: *** “...Bir zamanlar bir RP milletvekilinin ‘Bizim Sait’ Mustafa Kemal’in yakasına yapışıyordu; bugünlerin filmindeyse ‘Bizim Sait’ işgalcileri Anadolu’dan atmış Başkumandan’ın yüzüne kapıyı çarpıyor ve bir kez daha kahraman oluyor. Türk Nurcularınca ‘Kuvayı Milliyeci’, Kürt Nurcularınca ‘Kürt Milliyetçisi’ yapılan Said-i Kürdi’nin bağımsızlık savaşından sonra Ankara’ya gelişi de onlarca yıldır efsaneye dönüştürülmektedir. Acaba Said-i Kürdi, Mustafa Kemal’in yakasına yapışıp yüzüne kapı mı çarpmıştı? Bu saygısızlığın da bir tanığı yok, belgesi yok! Öyleyse ne var? Uydurmalar var: Ona İstanbul’da ‘gizli milli vazife’ yaptıran yandaşlar, onun 1921’de ‘zihin ve dimağ bunalımına’ girince İstanbul’dan Van’a gittiğini yazıyorlar. Said-i Kürdi’nin maaş aldığı Dar-ül Hikmet-il İslamiye ise İngiliz-Yunan işbirlikçisi Hanedanlık Hükümetince 1922 ortalarında kapatılmıştır. Said-i Kürdi, büyük zaferden iki ay sonra, Kasım 1922’de Ankara’ya geldi. Onun Meclis tarafından şifre ile çağrıldığını, Ankara istasyonunda törenle karşı... Devamı

14 05 2010

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872 1999) / Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 2 (1930- 1939)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 3 (1940- 1949)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 6 (1970- 1979) / ALi ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini Taslağı 7 (1980- 1989)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 8 (1990- 1999) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 9 (2000- 2006) / Ali ŞAHİN 2004'TE ROMAN Ali ŞAHİN 2005'TE ROMAN Ali ŞAHİN 2006'DA ROMAN Ali ŞAHİN 2007'DE ROMAN Ali ŞAHİN Türk Romanı Zamandizini 1872- 1999, Ali ŞAHİN, Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 8 (1990- 1999) / Ali ŞAHİN ____________________________________________________________________ 1990 CUMALI, Necati: Uç Minik Serçem 1990 GÜLEN, Mehmet: İstanbul Kanatlı Ben 1990 K.(AKINÇ), Tarık Dursun: Ağaçlar Gibi Ayakta 1990 K.(AKINÇ), Tarık Dursun: Ağaçlar Gibi Ayakta 1990 KARAKUŞ, Hidayet: Uykusu Derin Şehir 1990 KARASU, Bilge: Gece 1990 PAMUK, Orhan: Kara Kitap 1990 PERİDE CELAL: Kurtlar 1991 AĞAOĞLU, Adalet: Ruh Üşümesi 1991 ALKAN, Erdoğan: Kör Oldum Veysel Oldum 1991 ALTAN, Ahmet: Yalnızlığın Özel Tarihi 1991 ANDAY, Melih Cevdet: Mavi Sokak(1958-59'da takma adla tefrika) 1991 ANDAY, Melih Cevdet: Meryem Gibi 1991 APAYDIN, Talip: Köylüler (TDİ-VD Ü&c... Devamı

28 03 2010

“Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek lazımdır”

O SUBAYLARIN GERÇEK SUÇU NEYDİ? “Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek lazımdır” Yaşadığımız son olaylar bize Mustafa Kemal’in 31 Temmuz 1920'de Afyonkarahisar Kolordu Karargahı'nı teftişi sırasında subaylara hitaben yaptığı konuşmayı hatırlattı. O konuşmanın bir bölümü şöyleydi: "İngilizler… Ordumuzu kamilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklali için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeye teşebbüs ettiler... Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedefi taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani ve müşkilat kalmaz.” Yakın tarihe baktığımızda Kemalist ve bağımsızlıkçı Türk askerleri ilk kez bugün hedef alınmıyor. 12 Mart darbesini izleyen günlerde önce 13 subay “9 Mart hareketine” dahil oldukları gerekçesiyle emekliye sevk edildi. Daha sonra 18 ay içinde 700’den fazla subay ve askeri öğrenci tasfiye edildi. 12 Eylül darbesinde ise 2000’den fazla Kemalist subay, Amerikancı generaller tarafından emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı. Kimileri suçlandı, hapis yattı. Daha sonra TSK ile ABD arasındaki ayrılık noktası Irak oldu. ABD’nin harekete geçirdiği Irak’ı işgal planları ve Çekiç Güç, Türk ordusu ile Pentagon’un arasını açtı. ABD’nin Irak’a ilk saldırısı öncesinde Özal yönetiminin Türk askerini Amerikan ordusuna plase etmek istemesi üzerine, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ın 1990’daki istifası ilk isyan bayrağıydı. 1993’te uçağı bir Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis suikasta uğratılarak şehit edildi. Çünk&uum... Devamı

28 03 2010

Talip APAYDIN ''Karanlığın Kuvveti"nden Bir Anı

ABD'NİN KÖY ENSTİTÜLERİNİ  NİÇİN KAPATTIRDIĞINI ANLAMAK ÜZERE  BUNU OKUYUN OKUTUN.       VE İYİ AMA NE YAPALIM DİYENLERE: HEDEF BU DÜZENİ YENİDEN YARATMAKTIR!     Talip APAYDIN'IN 1967 yılında yayınlanan ''Karanlığın Kuvveti'' adli kitabında yer  alan anısı, tam da bugünlerde okunup özümsenmeli...  İşte öykü: Kurban bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu.  O günler bir soğuktu, bir soğuktu...  Kar, fırtına, tipi... Eskişehir ortalarında papaz harmanı savruluyordu.  Göz gözü görmüyordu dışarılarda.  Sular donmuştu hep. Seydi Suyu iri buz parçaları akıtıyordu. Santral kanalı kapandığından, elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu. Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyorduk, ders çalışamıyorduk. Lambalar  ikide bir usulca sönüveriyordu. Dersliklerimizde pelerinlerimizle oturuyorduk da, gene de ısınamıyorduk. Musluklarımızdan su akmıyordu.  Ellerimizi yüzlerimizi yıkamak için dere kıyısına gidiyorduk.  İçme suyumuz yoktu. Üç gün bayram iznimiz vardı, ama bu soğukta nereye gidecektik? Köyü yakın olanlar gitti ancak. Bayram sabahı kampana çaldı. Dışarıda toplanılacak dediler. Başımızı gözümüzü sararak, büzülerek çıktık. Müdürümüz Rauf İnan merdivende bizi bekliyordu. üstünde palto bile yoktu.  Ellerini arkasına bağlamıstı. Boz urbaları içinde, yağsız çehresiyle bir heykel gibiydi.  Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu. O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik.  Ellerimizi cebimizden çıkardık. "Arkadaşlar !&q... Devamı

01 01 2010

"Sayın Başbakan'ın Kitabımı Okumasını İsterim!"

"Sayın Başbakan'ın kitabımı okumasını isterim!" Usta gazeteci ve politikacı Altan Öymen, 2002 yılından bu yana kendi kişisel anılarıyla birlikte dönemin siyasi olaylarını ve süreci hikâye tadında okurlarıyla buluştuyor. MNetBanner("cumhuriyet_anasayfa_468x60"); Erdem Öztop; Cumhuriyet/ Kitap- İlk iki cildini bir solukta okuduğumuz Altan Öymen'in yeni kitabı Öfkeli Yıllar da çıktığı günden bu yana gündemde. İlk bir ayında sekiz baskıyı geride bıraktı. Bu yeni kitabında Öymen, Demokrat Parti'nin ilk döneminden başlayarak, nasıl da ülkeyi öfkeli yıllara taşıdığını anlatıyor. Öfkeli Yıllar'ın içinde Öymen'in gazetecilik deneyimlerine, ilk aşk kıpırtılarına da tanık oluyoruz. Altan Öymen'le yeni kitabından hareketle, günümüzde artmaya başlayan öfkeli dönem üzerine söyleştik. Altan Bey, Bir Dönem Bir Çocuk ve Değişim Yılları'ndan sonra yeni kitabınız Öfkeli Yıllar biraz geç okurla buluştu, neden? Tamamen pratik sebeplerden. Gazetede daha sık yazmaya başladım. Haliyle aktüaliteye girdiğiniz zaman geçmişi yazmaya ayrılan vakit daha az oluyor. Diğer yandan da, araya bazı sağlık problemleri girdi. Bu kitap diğer ikisine nazaran daha hareketli; tabii bunda sebep, dönemin hareketli olması... Tabii. Bundan önceki kitapta Türkiye'de ilk iktidar değişikliği gerçekleşmişti. CHP 27 yıllık iktidardan sonra seçimi kaybetmiş, yerine Demokrat Parti geçmişti. Değişim Yılları'nda o geçişi anlatmıştım. 1945 sonundan itibaren bizde demokrasi tecrübesi başlamıştır. Şimdi, 'öfkeli yıllar' da DP iktidarının ilk yıllarına rastlar. Orada, kitabın adındaki gibi, 'öfke' unsuru hızla artmaya başladı. Başta o kadar değildi gerçi' Örneğin... Devamı

17 05 2009

KARANFİL TAK RESMİME

KARANFİL TAK RESMİME bugün cumartesi annebir karanfil tak resmime aldırma soğuğuna toprağın aynı yere gel yine gelirken hayat getiruzak dur tedirginliklerden dağıt ellerinle bulutları kuşlara kanat getir ben öldüm öyle mişaşarım aklınıza caddelerde yürüyün dinleyin sokaklarıbenim rüzgarla gelen benim türkü türkü söylenen ağlamıyorum baksen de ağlama anneyitirme umudununasılolsa açacak bir günak yürekli kardelen Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 44)... Devamı

15 02 2009

Arsşiv: 2006 AlsahBlog/GündenGüne

AlsahBlog/GündenGüne• Arşiv18/10/2006: Nezihe Meriç'ten 'Çisenti' öyküleri18/10/2006: Ayfer Tunç ile 'Evvelotel' üzerine18/10/2006: SUSUZ YAZ 2 / UZUN ÖYKÜ / NECATİ CUMALI18/10/2006: SUSUZ YAZ 1 / UZUN ÖYKÜ18/10/2006: Remzi Karabulut'la "Kadınlar Gülmemeli"yi konuştuk18/10/2006: Cezmi Ersöz ile 'Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı' üzerine18/10/2006: Bir öykücü olarak Şükran Kurdakul / M. Sadık Aslankara18/10/2006: Anıların izinde Şükran Kurdakul / Mustafa Şerif Onaran18/10/2006: Orhan kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam / aysu erden18/10/2006: orhan kemal öyküsünde yazınsal iletişim... / aysu erden• Kutlu Olsun!.. Ümit Zileli - Düz Çizgi• ‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri... Fikret Bila Yön• Bavul Evliliği• İslamın ‘Abese’si... Ataol Behramoğlu - Cumartesi Yazıları• Asıl sorun: İki başlı eğitim • 90. DOĞUM GÜNÜNDE FAHRİ ERDİNÇ ÜZERİNE KEMAL ÖZER’LE SÖYLEŞİ / Kadir İNCESU• Uykuda / Menekşe Toprak • Bugün Ne Yapmalı / Doğan Hızlan• “Roman bir derinlik araştırmasıdır”• Nezihe Meriç'ten 'Çisenti' öyküleri• Ayfer Tunç ile 'Evvelotel' üzerine• SUSUZ YAZ 2 / UZUN ÖYKÜ / NECATİ CUMALI• SUSUZ YAZ 1 / UZUN ÖYKÜ• Remzi Karabulut'la "Kadınlar Gülmemeli"yi konuştuk• Cezmi Ersöz ile 'Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı' üzerine• Bir öykücü olarak Şükran Kurdakul / M. Sadık Aslankara• Anıların izinde Şükran Kurdakul / Mustafa Şerif Onaran• Orhan kemal'den üç öykü - üç kadın - üç yaşam / aysu erden• orhan kemal öyküsünde yazınsal iletişim... / aysu erden• ... Devamı

31 10 2008

Kutlu Olsun!.. Ümit Zileli - Düz Çizgi

Ümit Zileli   - Düz ÇizgiKutlu Olsun!..Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz…- AKP, yerel yönetimlere bir genelge yayımlayarak, kriz ortamını gerekçe göstererek resmi kutlamaların dışında ekstra eğlence, ekstra harcama yapılmamasını istedi. Türkçeye çevirecek olursak; Cumhuriyet Balosu, fener alayı gibi masrafa yol açan etkinliklerden uzak durmalarını öğütledi!.. - Ankara Belediyesi, başkenti afişlerle donatarak 29 Ekim günü Melih Gökçek’in Başbakan’la birlikte 13 adet kavşak açacağını duyurdu. Doğal olarak Cumhuriyet Bayramı da birlikte kutlanacaktı… Böylece 29 Ekim 2008, tarihe “Kavşak Bayramı” olarak kazındı…- Ankara’da fener alayı düzenlenmesine ise izin verilmedi. Gerekçe neydi peki? Trafik düzeninin bozulması!.. - Eskişehir’de de fener alayına izin çıkmadı. Buradaki gerekçe değişikti. Güvenlik!.. Daha bir hafta önce Eskişehir-Galatasaray maçının en ufak taşkınlık olmadan oynanmasını sağlayan polis, Cumhuriyet Bayramı için düzenlenecek fener alayının güvenliğini sağlayamıyordu…Kutlu olsun!..***Cumhuriyetimizin 85. yılını kutluyoruz…- AKP iktidarı, Cumhuriyet Bayramı’na birkaç gün kala, kızlarda evlenme yaşını 14’e indirmek için harekete geçti…- Hemen ardından, 14 yaşında bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunduğu için tutuklu yargılanan Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez tahliye edildi. Peki, Üzmez, daha yasa çıkmadan niçin salıverildi?. Çünkü İstanbul Adli Tıp Kurumu, tecavüze uğrayan kız çocuğunun, “beden ve ruh sağlığının bozulmadığı” yönünde jet rapor verdi de ondan!.. - Cumhuriyet Bayramı’nın hemen öncesinde, Tokat Cumhuriyet Meydanı’nda, polis gözetim... Devamı

30 10 2008

‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri... Fikret Bila Yön

Fikret BilaYönfbila@milliyet.com.tr‘Mustafa’nın tartışılacak yönleri30 Ekim Perşembe 2008Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır Can Dündar’ın merakla beklediğim “Mustafa” filmini, Ankara galasında izledim. Büyük zaman ve emek sarf edilerek hazırlandığı belli olan “Mustafa” değişik bir Atatürk portresi yansıtıyor. Can Dündar ve arkadaşları, Atatürk’ü insani yönleriyle anlatmak istemişler.Can Dündar ve arkadaşlarının gün ışığına çıkardıkları yeni görüntü ve belgeler, özellikle Atatürk’ün günlükleri, takdir edilmesi gereken gazetecilik başarısı. Can Dündar’ı ve ekibinin bu başarısını kutlamak gerekiyor. Can’ın Milliyet’te başlayan dizisi bittiğinde, Atatürk’ü kendi kaleminden de tanımış olacağız.Filmi izlediğimde, “Mustafa siyasi tartışmalar yaratacak bir film” diye düşündüm.  Kemal’i sevenler-sevmeyenlerZaafları, zayıflıkları, hırsı, aşkları, sigarası, içkisi, dinden-imandan uzaklığı, Türkiye’den çekip gitmek isteğiyle perdeye yansıyan Mustafa’nın, Kemalistleri tatmin ve memnun edeceğini sanmıyorum. Buna karşılık, Kemal’den hazmetmeyenlerin ilgisini ve beğenisini daha fazla çekebilir.Tahmin ediyorum ki “Mustafa” bir “Kemal” tartışması yaratacak...Vahdettin’i sevenlerVahdettin’i sevenler de filmden memnun kalabilirler. “Mustafa”da siyasi konulara girildiğinde soru işaretleri oluşuyor. Vahdettin konusu da öyle...Son Padişah Vahdettin’in vatan haini değil gerçek bir “vatansever” olduğunu savunanlar, onun, Atatürk’ü “vatanı kurtarmaya memur” ettiğini savunurlar. Nitekim, Atatürk’ün Samsun’a gitmeden sarayda Padişah’la yaptığı görüşme... Devamı

11 10 2008

Bavul Evliliği

Bavul Evliliği Nevra Bucak Artık hazırdım.Bavulumu yaptım. İçine bir mevsimlik giysi koydum. Birlikteliğimiz sürerse, ikinci bir bavul daha yapabilirdim. Bunlar şimdilik bana yeterdi.Onunla tanıştıktan bir süre sonra, "Ben platonik aşktan anlamam, bana karşı gerçekten farklı bir ilgi duyuyorsan, gelir, benimle yaşarsın!" demişti."Bana bavul evliliği mi teklif ediyorsun?"İrkilmişti. "O ne demek?""Sevgilinin evine, geçici, belirsiz bir süreliğine tek bavulla taşınmak demek. Yerleşmek değil."O zaman gülmüştü. "Peki, öyle olsun."Yanıtım ona cazip gelmişti; pek çok erkekde olduğu gibi o da özgürlüğüne düşkündü.Evin önünde bekliyordu. Arabasının içinde.Bavulumu kapadım.Evime son kez baktım. Buraya yeniden ne zaman geri döneceğimi bilmiyordum. Belki, birkaç gün içinde bile geri gelebilirdim; şimdilik her şey belirsizdi.Evden çıktım. Kapımı üç kez üst üste kilitledim.Kuşkular, çelişkiler içindeydim...Yoksa, onu mu buraya çağırmalıydım? Uzağa da gitmiyordum. Yaşadığı yer, üç beş durak ötedeydi. Sonra, onun çok varsıl bir kitaplığı vardı; istediğim her kitabı alıp okuyabilirdim.Asansöre bindiğimde mutlu olduğumu duyumsadım... Gece belki dışarda yerdik, ya da evde bana spagetti yapardı. Çok lezzetli spagetti yapıyordu. Sonra, mavi gömlek ona çok yakışıyordu. Lacivert kazak da...Âşık olmuştum, bu kesindi! Aslında kesin olan tek şey, buydu.Arabasına yaklaştım.Dışarı çıktı.Bavulu eline verdim. Göz göze gelip, ikimiz de aynı anda güldük.Bir süre sonra, bir mevsimlik bir bavul daha hazırladım, sonra da iki mevsimlik. Böylece, bir yıl geçti...Yine de hâlâ emin değildim, belki bir gün elimde mevsimlik bavullarımla birlikte, yeniden geri dönebilirdim. Bunu kim bilebilirdi... Devamı

28 09 2008

İslamın ‘Abese’si... Ataol Behramoğlu - Cumartesi

Ataol Behramoğlu   - Cumartesi Yazılarıİslamın ‘Abese’si... Bizim gazetenin okurları arasında Rusların büyük şairi Puşkin’den bir şeyler okumamış, hiç değilse adını duymamış olan yoktur. En tanınmış şiirlerinden biri de “Kuran’a Öykünmeler” dizisidir. 1824 tarihinde (demek ki şair 25 yaşındayken) yazılmış toplam sekiz şiirlik dizi, Kuran sure ve ayetlerinden, özellikle dilinden esinlenmiştir. Bunun büyük bir başarıyla yapılmış olduğundan kuşku yok. Dostoyevski “Puşkin Üzerinde Söylev”inde, büyük şairin başka halkların kültürlerini özümseyip yansıtmadaki başarısının altını haklı olarak çizer. Onun bu özelliğini Rus halkının bir erdemi olarak görür. Bu anlamda da Puşkin’i, Rus halkının gerçek ve büyük şairi olarak selamlar. Puşkin’den şiir çevirilerimi henüz okumamış olanlar, istiyorlarsa, “Kuran’a Öykünmeler” de içlerinde olmak üzere, “Seviyordum Sizi” adlı seçkide bu şiirleri bulabilirler. Konu buradan açılmışken “Kuran’a Öykünmeler” başlığı altında toplanan şiirleri Türkçeleştirdiğimde karşılaştığım ilginç bir olgudan da söz etmeliyim: Bu şiirlerden kimileri Türkçeye aktarıldığında Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Çocuk ve Allah”taki şiir dilini anımsatıyordu... O zaman Dağlarca’nın da, belki farkında da olmaksızın, bu şiirlerinde Kuran dilinden etkilenmiş olabileceğini düşündüm... *** Çeviri sırasında üçüncü şiir beni özellikle zorlamıştı Bu çeviriyi şu anda da tam anlamıyla başarılı bulamıyorum. Söz diziminde anlamakta güçlük çektiğim bir şey vardı. Şiire kaynaklık eden sureyi araştırıp bulduğumda, sorun tam olarak deği... Devamı

01 06 2008

Asıl sorun: İki başlı eğitim

Asıl sorun: İki başlı eğitim İki ayrı kuşak yetiştiren iki sistemin yan yana yaşaması, eğitimdeki ana sorun. Bu ikilik, ülkeyi iki yazılı, iki hukuklu, iki nikâhlı, iki kılıklı bir topluma çevirme tehlikesini taşıyor 13/05/2004 (1231 kişi okudu) İLHAN BAŞGÖZ (Arşivi) Meclis'teki YÖK kanunu tasarısı üzerindeki tartışmalar, imam-hatip liselerinde okuyan öğrencilere üniversite yolunun açılıp açılmaması üzerinde yoğunlaştı. Bence en önemli sorun tek bir kültür içinde, iki ayrı kuşak yetiştiren, iki ayrı eğitim sisteminin yan yana yaşamasıdır. Dilleri bile uzaklaşıyor Liselerle, imam-hatip liseleri birbirini iyi tanımayan, birbirine ters bakan, birbirini hor gören, aralarında gerginlikler, hatta düşmanlıklar bulunan iki ayrı kuşak yetiştiriyor. Bunlardan biri, bazı çevrelerce yobaz görüldüklerinden şikâyetçi. Öteki, dinsiz sayıldıklarından, imam-hatip liselerinin büyük olanakları karşısında üvey evlat muamelesi gördüklerinden yakınıyor. Bunların tarihimize ve kültürümüze bakışları, onları yorumlamaları, kılık kıyafetleri ve dillleri bile birbirinden gittikçe uzaklaşıyor. Söz konusu ikilik, Türkiye Cumhuriyetini, iki yazılı, iki tip bankalı, iki hukuklu, iki tip nikâhlı, iki tip ekonomili, iki kılıklı, iki takvimli bir topluma çevirme tehlikesini içinde taşımaktadır. Bunun işaretlerini şimdiden görüyoruz. Üstelik her hükümet, kendi ideolojisine göre bunlardan birine destek veriyor, ötekinin yolunu kapatıyor. Çocuklarımıza yazık oluyor. Bu ikilikten memleketimiz çok çekmiştir. Demokrat bir idarede elbet herkesin aynı kalıp içinde düşünmesi beklenemez; sözünü ettigimiz ikilik, kurumlaşan iki karşıt düşünce sistemidir. Askeri ihtiyaçlardan eğitime Bu iki başlı eğitim Osmanlı'da 18'inci yüzyılın sonlarında asker okulları ile başladı. Batı'nın yeni silahlar ve yeni bir savaş tekniği ile donattığı orduları, Osmanlı'yı savaş meydanlarında sürekli yeniyordu. Osmanlı İmparatorluğu ordusu da keçeye pala sallamaktan kurtulup, yeni silahlar kullanmalı... Devamı

05 10 2007

90. DOĞUM GÜNÜNDE FAHRİ ERDİNÇ ÜZERİNE KEMAL ÖZER’LE SÖYLE

90. DOĞUM GÜNÜNDE FAHRİ ERDİNÇ ÜZERİNE KEMAL ÖZER’LE SÖYLEŞİ     Kadir İncesu     “Ne olursa olsun, Kemal, sen de içinde, dostlarım varken yalnız değilim bu dünyada. Gücüm azalmıyor, artıyor!” (S. 240) /“Yazıverin eliniz değdikçe, mektupsuz bırakmayın bu ağabeyi. Havam, suyum, güneşim, ekmeğim dost mektupları. Hele sizinki!” (S. 380) İşte böyle demiş “İki Gözüm” diye seslendiği Kemal Özer’e yazdığı mektuplarda Fahri Erdinç... Türkiye’den ayrıldığı 1949 yılından başlayarak öldüğü tarihe kadar hep Türkiye özlemiyle yaşamış. Radyodan duyduğu spikerin sesi, Türkiye’den gelen gazeteler, yolu Bulgaristan’a düşen dost edebiyatçılar, Fahri Erdinç’in içini bir kor gibi yakan özlemi dindirmeye yetmemiş, hafifletmiş sadece. O da yakın dostu Nâzım Hikmet gibi mırıldanmıştır belki  de “Yine Memleketim Üstüne Söylenmiştir”i: “Memleketim, memleketim, memleketim, / ne kasketim kaldı senin ora işi / ne yollarını taşımış ayakkabım, / son mintanım da sırtımda paralandı çoktan, / Şile bezindendi. // Sen şimdi yalnız saçımın akında, / enfarktında yüreğimin, / alnımın çizgilerindesin memleketim, / memleketim, / memleketim...”   Fahri Erdinç’in “...mektuplaşma bâbında, bir dağ çayı gibi akıp gelerek, göllenmeye, o yitirdiğimiz romantizmi bulmaya başladığım güzelin güzeli dostluk yüreğimsin.” diye seslendiği Kemal Özer, Fahri Erdinç ile 1976-1986 yıllarını kapsayan mektuplaşmalarını “Fahri Erdinç’ten Sanat ve Siyaset Üzerine Bulgaristan Mektupları” adıyla kitaplaştırdı. Kemal Özer ile, gençlerin tanımadığı, orta yaş grubundakilerin hayal meyal hatırladığı, 1950 ve 1960 kuşağının ise çok çok iyi tanıdığı, “Her biriyle yeniden doğuyorum.” dediği kitaplarının yeni baskıları -uzun yıllardan sonra- Yordam Kitap tarafından yapılmaya başlanan Fahri Erdinç üzerine söyleştik... Fahri Erdinç, Ziya Yamaç ve Tuğrul De... Devamı

15 09 2007

Uykuda / Menekşe Toprak

Eski EdebiyataYeni Yorumlar Sayı: 107Temmuz-Ağustos 2007Uykuda <Sayı: 107 Temmuz-Ağustos 2007> Menekşe Toprak Tadını çıkar, ey acı, şu yavaş yavaş işlediğin günahın, acele etme:gün benim günüm, elde ettiğimzamanı tepe tepe kullanıyorum.(Medea, Seneca) Tombul beyaz ellerini avucumun içine alamıyorum, yapmak istediğim halde okşayamıyorum şimdi onları. Derin uykusundan uyandıramam onu. Bembeyaz, yumuş yumuş teni. Koyu kahverengi kirpikleri yumuk bebekgözkapaklarının üzerine kıvrılmış. Derin uykusu, derin olması da iyi. Eskiden çok ağlardı. Sorun sadece acıkması, altının ıslanmasıysa onu susturmak kolaydı. Ama gazı varsa, sancılarla kıvranır, sabahlara kadar gözünü kırpmaz, yorgunluktan ikimiz de bitap düşerdik.  Bu yüzden yiyeceğime dikkat ederdim, mesela sarmısak, yoğurt gibi şeylerden uzak dururdum. Anlardı da, eğer kazara sevmediği bir şeyler yemişsem, daima iştahla sarıldığı mememi ağzına alıp sütün tadına bakmış da hoşuna gitmemişse, yaygarayı koparırdı. Babasına benzetiyorum onun bu huyunu. O da böyle ağzının tadını bozan şeylere hemen tepki verir, kimi zaman kabalaşırdı. İstediğini elde edene kadar da sürerdi bu kabalığı. Bebeklerin huylarını anlamak kolay olmaz, hatta öyle kime benzediklerini çıkarmak da tam mümkün değil: teni, saçları, göz rengi her an değişebilir diyorlar; ama benimkisi hık demiş babasının burnundan düşmüş. Birden içimden onu uyandırmak geliyor, babasınınki gibi açık kahverengi mi göz rengi? Değişmiş olabilir mi uykuda? Uyuyor şimdi, babasınınki gibi hafif çekik göz kapaklarını huzurla kapatmış, kıpırdamıyorlar bile. Öyle derin ki uykusu, düş görüp görmediğini bile anlamak mümkün değil. Hayır! Göstermeyeceğim seni ona. Oğlunu görmek istiyormuş... Onu hiçbir zaman görmeyeceksin, bizi bırakıp gitmeden önce düşünecektin dedim ve üzerine kapattım telefonu kaç kez. Biliyorum, henüz seslere, telefon zillerine tepki gösterecek, onlara uyanacak yaşta değilsin. Biraz önce, sen uyurken yine aradı, sesinde b... Devamı

22 07 2007

Bugün Ne Yapmalı / Doğan Hızlan

22 Temmuz 2007 Doğan HIZLAN  dhizlan@hurriyet.com.tr Bugün ne yapmalıELBETTE benden "Oyunuzu mutlaka kullanın" gibi klasik bir yanıt beklemiyorsunuz. "Bütün günü evde nasıl geçireceksiniz?" sorusuna cevaplar verip, önerilerde, hatırlatmalarda bulunacağım.Zaten sen başkasını bilmezsin, deseniz de, müzik dinleyin, kitap okuyun diyeceğim.Bir seçim gününün gerginliği -çok kimse için öyledir sanırım- yaşanırken okunacak kitaplar için öncelikle "hangi tür?" sorusunun yanıtını vermeliyim.Bir siyaset bilgesi İsmet İnönü’nün seçim sonuçlarını beklerken yayınlanan fotoğrafını örnek gösterirsem, önerilerim daha inandırıcı, daha uygulanabilir bir nitelik kazanır.İnönü hangi kitabı okuyordu, biliyor musunuz? Ülkü Tamer’in dilimize çevirdiği Edith Hamilton’un Mitoloji’sini. Koltuğa oturmuş, ayaklarını tabureye uzatmış, sanki her günkü yaşamından bir kesit. Ünlü devlet adamı, o kahramanları kim bilir çevresinden kimlere benzetti? Ağır, kafanızı yoracak, siyasal ve sosyal konulu kitaplardan kaçının. Sonuçlar açıklanıncaya kadar, memleketi değil kendinizi düşünün. Nasıl olsa, sonuçlar açıklandıktan sonra kendinizi bu işe adayacaksınız.Şiddetle, ısrarla polisiye okumanızda sonsuz yarar görüyorum. Günün dertlerinden, geleceğe dair düşüncelerden sıyrılıp, dedektifle birlikte katilin peşine düşün. Böylece ileride kuracağınız komplo ve çözüm teorileri için de bir deneyim kazanırsınız. Gerçeklerden soyutlanıp, aklınızı yedeğe alırsınız.Çok iyi polisiye çeviriler, çok iyi yerli polisiye yazarlarımız var. Kitaplığınızda bu tür kitaplar yoksa hemen sağlamaya çalışın. En yakın kitapçıda zengin bir listeye rastlayabilirsiniz.Ataol Behramoğlu’nun "Uçur diye ey aşk ..." başlıklı Türk ve Dünya Edebiyatından Tematik Aşk Şiirleri Seçkisi’ndeki aşk şiirlerini okuyarak dünü tamamladım, bugün de devam edeceğim.Aşk en ortak ve en zararsız konu bugün.* * *İKİ tür film sizin heyecanınızı normal düzeye indirir, böylece akşama se... Devamı